Top-ads

Kadınca Sağlık

Güzellik Sırları

Kadınca Kafe Menüsü

Kadınların korkulu rüyası yumurtalık kistleri, miyomlardan sonra en sık saptanan jinekolojik problemlerdir. Şiddetli kasık ağrısı, karında şişlik ve ele kitle gelmesi gibi belirtilere kendini gösterebilen bu kistler bazen ilaç tedavisi ile kontrol altına alınmakla birlikte modern cerrahi yöntemlerle de tedavi edilebilir. 

Memorial Hizmet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Hüseyin Mutlu, yumurtalık kistlerinin tedavisi hakkında bilgi verdi.

Her adet başında yumurtalıkların birinde folikül adı verilen yumurta gelişmektedir. Bu aslında içi su dolu balona benzeyen küçük bir kisttir. Yumurtlama ile bu yumurta kisti içine kan dolar ve yumurtlama kisti (Korpus Luteum) adını alır. Gebelik oluşursa bu yumurtlama kisti gebeliği koruyan progesteron hormonunu üretir. Gebelik olmamışsa adet kanaması ile beraber bu kist de kaybolur. Adet ile kaybolmayan ve yumurta büyüklüğünden, portakal büyüklüğüne kadar olan bu tür kistlere “yumurta kisti” veya “fizyolojik kist” adı verilir.

Bazı kistler operasyon gerektiriyor
Yumurtalık kistlerinden bir kısmı ilaç tedavisine cevap vermezler ve mutlaka saptandıklarında operasyon ile çıkarılmaları gerekmektedir. En sık rastlananları basit kistler, çikolata kistleri (endometriozis kistleri), dermoid kistler, fibromlar ve kanser şüphesi olan kistlerdir.

Çikolata Kistleri
İçi erimiş çikolatayı andıran, koyu kıvamlı bir sıvı ile doludur. Ayrıca sıklıkla karın içinde yapışıklıklar ile beraberdir. Karın içinde endometriozis odakları da bulunur. Bu kistlerin küçük boyutlarda iken özel ilaçlar ile tedavisi mümkün olsa da kesin tedavi yöntemi cerrahidir. Ayrıca karın içindeki yapışıklıklar ve endometriozis odaklarının tedavisi yapılması gerekir.

Dermoid Kistler
Doğuştan anne karnında iken yumurtalıklarda bazı kalıntılardan ortaya çıkar. Genelde kistin içinde koyu yağ kıvamında sıvı, saç ve bazen diş gibi oluşumlar göze çarpar. Saptandığında yumurtalık kanseri ile karıştığından mutlaka operasyon gerektirirler.

Fibromlar
Rahimdeki miyomlara benzeyen bilardo topu gibi içi dolu ve sert olan kitlelerdir. Ultrasonografi ve operasyonda kanser ile benzerliğinden dolayı operasyon gerektirir

Kanser şüphesi olan kistler
Ultrasonografi bulguları nedeniyle sert kısımları, sıvı kısmından çok olan bu kistlerde kötü huylu hastalık olasılığı yüksek olduğundan, operasyon gerektirir. Hatta operasyon esnasında patolog çıkan parçayı değerlendirip, iyi huylu ise operasyon rutin şekilde tamamlanır. Kötü karakterde ise kanser operasyonuna geçilir.

Vakit kaybetmeden doktora başvurulmalı
Yumurtalık kisti ile ilgili belirtiler görüldüğünde, kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvurulmalıdır. Çeşitli testler ve ultrasonografi yöntemi, kistin büyüklüğü ve karakteri hakkında bilgi verir. En sık kullanılan ilaçlar, doğum kontrol haplarıdır. İlaca cevap vermeyen kistlerde operasyon düşünülebilir. Operasyonun açık ya da laparoskopik olarak yapılmasına tetkikler sonucunda karar verilir. Burada yaş, doğurganlık ve kistin büyüklüğü ile karakteri rol oynamaktadır.

20-50 yaş arası çalışan 300 kadının giysi ve renk tercihleri araştırıldı. Kadınlar birinciliği pembeye ikinciliği beyaza verdi. Lacivert azmin, kahverengi otoritenin rengi çıktı. İş hayatında gri, sarı ve turuncunun ise hiç sevilmediği belirlendi.

Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi Giyim Endüstrisi ve Moda Tasarımı Bölümü öğretim üyeleri Yrd. Doç. Dr. Emine Koca ile Yrd. Doç. Dr. Fatma Koç, 20-50 yaş grubunda çalışan 300 kadının giysi ve renk tercihini araştırdı. Yrd. Doç. Dr. Koca, 42′si özel sektörde yarı zamanlı (part-time) çalışan öğrenci, 208′i kamu, 50′si de özel sektörde görev yapan 300 kadınla yaptıkları araştırmada, klasik giyim tarzını genellikle işçi ve memurların, spor giyim tarzını ise öğrenci ve serbest meslek sahibi kadınların tercih ettiğini belirlediklerini söyledi.

Ciddilerin tercihi
Çalışma koşullarının ve sektör tipinin çalışan kadınların giyim tercihlerini etkilediği anlatan Yrd. Doç. Dr. Koca, şunları söyledi: "Çalışan kadınların resmi ortamlarda daha ciddi ve resmi görüntü veren giysiler tercih ettiği sonucuna ulaştık. Araştırmamıza göre, kadınların tercih ettikleri ilk altı rengi ise pembe, mavi, lacivert, beyaz, kahve, kırmızı renkler olarak belirledik."

Mesleğe göre renk
Serbest meslek sahibi kadınların giysilerinde tercih ettikleri ilk üç rengin pembe, mavi ve yeşil olduğunun belirlendiğini anlatan Koca, öğrencilerin pembe, mavi, yeşil, lacivert, memurların pembe, beyaz, lacivert, isçilerin ise mavi, kahverengi, lacivert renkleri tercih ettiklerini söyledi.

Pembe rengin tüm meslek gruplarında tercih edilen ilk renk olduğunu anlatan Koca, çalışan kadınların yaşlarına göre ise 20-25 yaş arasında siyah, beyaz, pembe, 26-30 yaş arasında pembe, kırmızı, beyaz, 31-35 yaş arasında mavi, pembe, kırmızı, 36-40 yaş arasında lacivert, mavi, kahverengi, 41-45 yaş arasında pembe, lacivert, 46 ve üzeri yaş grubunun ise lacivert ve pembe renkleri çoğunlukla tercih ettiklerini kaydetti.

Koca, "gri, turuncu ve sarının tüm yaş gruplarında tercih edilmeyen renkler olduğu sonucuna ulaştık. Mavi rengin özgürlük, yeşilin samimiyet, siyahın ciddiyet, beyazın temizlik, grinin tembellik, laciverdin azim, kahverenginin otorite duygusunu uyandırdığı da belirlendi. Çalışan kadınların renk uyumuna dikkat ettiklerini uyumlu giydiklerinde mutlu olduklarını da belirledik" dedi.

Hamileyken iki kişilik yemek yemek, gebelik süresince tüm seyahatleri iptal etmek ve mümkün olduğunca az hareket edip, sporu kısıtlamak… Tüm bu doğru bilinen yanlış uygulamalar, gebelik döneminde hem anne adayının hem de bebeğin hayatını riske sokabiliyor. 

Memorial Hizmet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü'nden Op. Dr. Nadide Korkut, hamilelikte doğru bilinen 10 yanlış hakkında bilgi verdi.

1- "Hamilelik 9 ay sürer"
Yanlış! Gebelik, adet döneminin son gününe göre hesaplanır. Son adet tarihine 7 gün eklenir ve aydan 3 gün çıkarılır. Buna göre son adet tarihinden itibaren 40 hafta olarak doğum tarihi belirlenir. Bu tahminler doğrultusunda doğum tarihinin tutma olasılığı %70 civarındadır. Ayrıca %10 ihtimalle bazı anne adaylarının çeşitli nedenlerle erken doğum yapma ihtimali olduğu da unutulmamalıdır.

2- "Anne adayı 2 canlı olduğu için 2 kişilik yemek yemelidir"
Yanlış! Anne adayının hamile kaldıktan sonra iki kişilik yemek yemeye başlaması, hatalı bir beslenme davranışıdır. Anne adayı hamilelik süresince sadece 9-16 kilo almalıdır. Ayrıca gıda kalitesi ve yeme düzeni de çok önemlidir. Dengeli beslenilmeli ve aynı zamanda da hareket edilmelidir ki çok kilo alınmasın.

3- "Gebelikte cinsel ilişki bebeğe zarar verir"
Yanlış! Gebelik cinsel hayat için bir engel oluşturmaz ve bebeğe de herhangi bir zararı bulunmamaktadır. Sadece anne adayının düşük ve erken doğum riski varsa cinsel hayat kısıtlanır.

4- "Anne karnındaki bebeğin çok saçı varsa hamilelik dönemi bulantılarla geçer"
Yanlış! Bebeğin saçlarının çıkmaya başlaması anne adayının mide şikayetlerinin artmasına neden olmaz. İlerleyen gebelik haftalarında bebeğin diyafram ve mideye baskı yapması sonucunda ya da çok fazla yemek yenildiği dönem mide şikayetleri artar. Az ve sık yenerek, uykuda yüksek yastık kullanılarak ve kimi zaman da doktorun önereceği ilaçlarla mide yanması ve reflü rahatsızlıklarını önlemek mümkündür.

5- "Hamileyken uçağa binmek düşüğe neden olabilir"
Yanlış! Gebelikte seyahat sakıncalı değildir. Ancak kısa mesafeler, en fazla 2 saat sürecek arabalı yolculuklar ve mümkünse uçak yolculuğu tercih edilmelidir. Gidilen bölge de uzak, tehlikeli ve tıbbi olanakların kısıtlı olduğu bir yer olmamalıdır.

6- "Erken doğan ya yaşayamaz ya da bebek sağlıksız olur"
Yanlış! Erken doğan bebeklerin yaşama ihtimali düşük değildir, aksine giderek yükselmektedir. Özellikle yenidoğan yoğun bakımı tam donanımlı olan hastanelerde artık 24-26 hafta ve üstünde dünyaya gelen bebekler de yaşayabilmektedir. Bebeğin normal şartlarda anne karnında kalması gereken ideal süre 38 haftadır ve zamanında doğum daha sağlıklıdır. Erken doğan bebek iyi bir bakımla kısa zamanda yaşıtlarının gelişim düzeyini yakalayabilmekte ve yaşamını sağlıklı bir şekilde sürdürebilmektedir.

7- "Hamileler X- Ray cihazından geçemez ve akciğer filmi çektiremez"
Yanlış! Radyon gebeler için risklidir ancak X-Ray cihazları gebeler ve bebekleri için büyük bir risk taşımamaktadır. Ayrıca akciğer filmi esnasında alınan radyasyonunun dozu da çok düşük olduğu için güvenilirdir.

8- "Hamile kadın aşerdiği gıdayı tüketmezse bebeğin bir uzvu eksik olur"
Yanlış! Aşermek gebeler için psikolojik bir durumdur. Hamilelikte anne adayının temel kuralı, doğru ve dengeli beslenme olmalıdır. İstenilen her yiyeceği tüketmenin bebekte organ eksikliğine neden olacağı inanışı doğru değildir.

9- "Hamileyken spor yapılmaz"
Yanlış! Gebelikte hareketsizlik, hem anne adayının hem de bebeğin hayatı için risklidir. Bu dönemde ağır ve zorlu sporlar yapılmamalıdır ancak düzenli yürüyüş, yüzme ve hafif egzersizler önerilmektedir. Düzenli spor yapan anne adaylarının doğum sürecini çok daha kolay atlattıkları da unutulmamalıdır.

10- Hamilelikte saç boyatmak ve makyaj yapmak bebeğe zarar verir"
Yanlış! Anne adayları gebelikte saçlarını boyatabilir ancak genel olarak kimyasal maddelerden kaçınılması gereklidir. Yapılan araştırmalara göre gebeliğin 3. ayından sonra saç boyatmanın sakıncalı olmadığı ortaya koyulmuştur. Makyaj maddelerinde ise minimal dozda kullanıldığı müddetçe bir sakınca görülmemektedir. Üstelik anne adaylarının gebelik süresince bakımlı olması ve kendini iyi hissetmesi de çok önemlidir.

Güneş ışınlarına karşı yeterli korunamadığımızda cildimiz için tehlike alarmı çalmaya başlıyor. 

Kanser türleri arasında en sık görülen deri kanseri her geçen yıl daha da artarken, Anadolu Sağlık Merkezi Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Coşkun Acay deri kanserine dair merak edilenleri ve korunma yöntemlerini anlattı. Acay "Tüm kanser türlerinde olduğu gibi deri kanserlerinin tedavisinin başarısı da erken tanıya bağlıdır. Burada kişilerin vücudunu iyi bir şekilde gözlemlemeleri ve belirli aralıklarla hekim muayenesi oldukça önemlidir" dedi.

En sık görülen kanser türü olan deri kanserinin son 20 yılda, her yıl bir önceki yıla kıyasla yüzde 4 oranında arttığı biliniyor. Bunun başlıca nedenleri arasında; kanser konusunda bilinçlenmenin ve erken tanı yöntemlerinin artmasıyla daha fazla hasta teşhisi, gökyüzündeki ozon tabakasının incelmesi, güneş altında veya tenin bronzlaşması amacıyla ultraviyole ışınlarına maruz kalma ve bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olan kronik böbrek yetmezliği ile AIDS gibi hastalıklardaki artışların sayılabileceğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Coşkun Acay "İnsanların yaklaşık yarısında 65 yaşına kadar deri kanseri geliştiği biliniyor. Birçok deri kanseri türü bulunmakla birlikte, en sık görülen türleri sırasıyla; bazal hücreli kanser, skuamöz hücreli kanser ve melanomdur. En sık görülen deri kanseri türü, bazal hücreli karsinomadır. Melanom dışı deri kanserlerinin (nonmelanoma deri kanseri) toplumlarda görülme oranı, yüz binde 0.03-3.5 olarak bildirilmekle birlikte yıllar içinde arttığını söyleyebiliriz. Atipik benlerinde (düzensiz yapılı, riskli) ise yaşam içinde melanom gelişme riski yüzde 0.6'dır" dedi.

En önemli belirtisi cilt üzerinde iyileşmeyen ülser
Bazal ve skuamöz hücreli deri kanserlerin değişik şekillerde ortaya çıkabildiğini anlatan Anadolu Sağlık Merkezi Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Coşkun Acay "Başlıca belirtisi, cilt üzerinde iyileşmeyen bir ülser, yara ya da lezyon belirmesi şeklindedir. Bu lezyonlar genellikle pembe, kırmızı ya da beyaz renkli yumuşak bir kist şeklinde olabildiği gibi; sert nodül (yuvarlak şişlik), zaman zaman kanayan bir yara ya da kist veya kırmızı renkli kuru ve egzama görünümlü bir lezyon olarak da ortaya çıkabiliyor. Genel olarak, altı ay içinde kendiliğinden iyileşmeyen bir cilt lezyonu ya da ülseri ortaya çıkmışsa deri kanseri olasılığı akıldan çıkarılmamalıdır" açıklamasında bulundu.

Güneş ışınlarına açık baş, yüz ve boyun bölgelerine dikkat
Bazal ve skuamöz hücreli deri kanserlerinin ortaya çıkması için en önemli risk faktörünün güneş ya da ultraviyole ışınlar olduğunu vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Coşkun Acay "Bu tür kanserler güneş ışınlarına açık baş, yüz ve boyun bölgelerinde daha sıklıkla ortaya çıkarlar. İnsan papilloma virüs (HPV) enfeksiyonları, bağışıklık sistemi baskılanması, kimyasal karsinojen madde temasları etkenler arasındadır. Melanom gelişimi için ayrıca başlıca riskler displastik benler ve doğumsal benlerdir. Toplumların yaklaşık yüzde 4-17'sinde bulunan displastik benlerin, çalışmalara göre değişmekle beraber yüzde 0.6-2'sinde melanom gelişebilir. Konjenital benler ise doğumda mevcut olan benlerdir ve melanom gelişme riski benin büyüklüğüyle doğru orantılı olarak artar. Kadınlarda hormonal değişikliklerin olduğu gebelik, menopoz ve östrojen hormon tedavisi gibi durumlarda da melanom gelişmesi riski daha yüksektir" dedi.

Erken tanı önemli
Tüm kanser türlerinde olduğu gibi deri kanserlerinin tedavisinin başarısının da erken tanıya bağlı olduğunu vurgulayan Dr. Mehmet Coşkun Acay "Bu noktada kişilerin vücudunu iyi bir şekilde gözlemlemeleri ve belirli aralıklarla hekim muayenesi oldukça önemli. Genel olarak altı ay içinde iyileşmeyen bir cilt lezyonu ortaya çıkması ya da mevcut bir benin değişmeye başlaması durumunda mutlaka hekime başvurulmalıdır" açıklamasında bulundu.

Cerrahi müdahale ile tedavi mümkün
Deri kanserlerinin tedavisi kanserin türüne göre değişebilmekle birlikte, amacın kanserin tamamen çıkarılması ya da yok edilmesi olduğunu aktaran Dr. Mehmet Coşkun Acay sözlerini şöyle sürdürdü: "Deri kanserlerinin büyük çoğunluğu plastik cerrahlar ya da dermatologlar tarafından cerrahi yöntemlerle çıkarılarak tedavi ediliyor. Burada deri kanseri, çevresinde tümör hücreleri bırakılmayacak şekilde genişçe çıkarılıyor ve yara tekrar dikilerek kapatılıyor. Ancak deri kanseri tam çıkarıldıktan sonra ortaya çıkacak alan büyükse, cilt grefti ya da lokal flep kullanılarak bölge onarılıyor ve cildin eski görünümünü kazanması sağlanıyor. Deri kanserlerinin tedavisinde kullanılan diğer tedavi yöntemleri ise kriyoterapi (dondurarak tedavi), elektrodiseksiyon (koter ile yakarak tedavi), radyoterapi, topikal kemoterapi, sistemik kemoterapi ve immünoterapidir. Melanom gibi kötü huylu deri kanserlerinin erken tanı ve tedavisinde sentinel lenf bezi biyopsisi tekniğinden de yararlanılıyor. Burada, kanserin cerrahi olarak genişçe çıkarılmasına ek olarak, kanserli bölgenin boşaldığı lenf bezi radyolojik olarak ortaya konuyor ve cerrahi olarak çıkarılıp biyopsi yapılıyor. Amaç, henüz büyümemiş ancak kanserin yayılmış olabileceği lenf bezinin incelenerek erken tedavinin yönlendirilmesidir."

70 milyon nüfuslu bir ülkede her yıl yaklaşık 2500 kişi deri kanseri nedeniyle yaşamını yitirmektedir. Bunların yaklaşık yüzde 75'i melanom, geri kalan yüzde 5'i ise diğer deri kanseri türleri nedeniyle olmaktadır.

KİMLER RİSK ALTINDA? • Açık ten, saç ve göz rengi olanlar• Güneş ya da ultraviyole ışınlarına fazla maruz kalanlar• Kolay güneş yanığı gelişenler• Çocukluk ya da ergenlik dönemlerinde aşırı güneş yanıkları geçirenler• Ailesinde cilt kanseri öyküsü olanlar• Çok sayıda ve değişik şekillerde benleri bulunanlar• Bağışıklık sistemini zayıflatan hastalıkları olanlar• Akne için ergenlik döneminde radyoterapi ile tedavi edilenler

TEHLİKELİ RANDEVU
Güneş ve ultraviyole ışınlarından korunmak için özellikle yaz aylarında saat 10.00 ve 15.00 arası güneşten kaçının.

DERİ KANSERİNDEN KORUNULABİLİR
• Güneşleniyorsanız tüm vücudunuza, güneşlenmiyorsanız vücudunuzun yüz ve el gibi dışa açık bölümlerine güneşten koruyucu faktörü 20'nin üstünde olan güneş kremi sürün.
• Yüzdükten ya da terledikten sonra güneş kremi sürmeyi tekrarlayın.
• Güneş ışınlarına uzun süre maruz kalacaksanız, geniş şapka ve uzun kollu giysiler giyin.
• Tüm cildinizi düzenli aralıklarla kontrol edin. İyileşmeyen herhangi bir lezyonun ortaya çıkması ya da mevcut bir benin değişmesi durumunda hekiminize başvurun.
• Özellikle soyulma, aşırı kızarma ve şişmeye yol açabilecek ani yanmalardan kaçının.

Medicana International Ankara Hastanesi Klinik Psikoloğu Gizem Yağmur Çopur, ayrılık psikolojisi üzerine bilgi verdi:

"Biten ilişki sonrasında sevilen kişiden ayrılmak, kaybı beraberinde getirir. Bu kayıp hissedilen duygular ve duyguların açığa çıkarttığı düşünce içerikleri açısından ölüm kaybı ile benzerlik taşımaktadır. Ayrılık durumunda ortaya çıkan kayıp, sadece değer verilen kişinin artık olmayacağı düşüncesini oluşturmaz. Bunun yanında tatmin edilen duyguların varlığını kaybetmesi, verilen emeğin boşa çıktığı düşüncesi, birlikte yapılan aktivitelerin gerçekleşemeyeceğine yönelik inançlar, paylaşımların artık olamayacağı düşüncesi, alışkanlıkların yok olması ve var olan düzenin değişmesi kişilerde depresif dönemlerin oluşmasına yol açabilir. Evlilik, eş çatışmaları ve ayrılık çoğunlukla depresyon nedeni veya bir sonucudur. Depresyon nedeniyle tedaviye başvuran kişilerin %50'sinde bu çatışma görülmektedir.

Sosyal medya kullanımı artabilir
Ayrılığın oluşturacağı depresif duygu durumlar suçluluk veya değersizlik duygularıyla karakterizedir. Kendisini ilişkinin bitmesiyle birlikte suçlamaya başlayan ve bu şekilde kendini rahatlatmaya çalışan kişi, kendisini değersizleştirebilir. Bununla ilişkili olarak özgüven ve benlik saygısında azalma ortaya çıkabilir. Daha önce tatmin olduğu ve zevk aldığı aktivitelerde azalma görülebilir. Yorgunluk ve enerji kaybı ile birlikte konsantre olamama ve yapılması gereken veya zevk veren aktiviteleri yerine getirememe ve en önemlisi aktivitelere yönelik isteksizlik durumu ortaya çıkabilir. Ayrılık sürecinde kişi, partnerinin boşluğunu doldurmak için yeni bir ilişki ve/veya yeni sosyal çevre oluşturma arayışına girebilir. Sosyal medya kullanımında artış, kafa dağıtmak için anlık mutluluklar arayarak daha riskli adımlar atmak sürecin ilk tepkileri olarak ortaya çıkabilir.

Oluşan depresif durum fiziksel etki de yaratabilir. Depresif duygulanımlardan kaçmak adına kendisini uykuya verebilir veya bu düşünceler o kadar rahatsız edicidir ki uykuya dalmada güçlük ya da uykuda bölünmeler ortaya çıkabilir. Yeme durumunun düzensiz bir hal almasına bağlı olarak kilo alımı veya kilo kaybı görülebilir.

Ölümlerin ardından kendine dönük nefret oluşabilir
Yalnız kalma kapasitesi düşük olan bireylerde, ayrılık sürecinde müdahale gerektiren en önemli sorun, 'nesne yoksa ben de ölebilirim' düşüncesinin ortaya çıkabiliyor oluşudur. Bu kişilerde ayrışabileceği veya kendi başına varlığını sürdürebileceğine yönelik tasarım bulunmamaktadır. Giden kişiye duyulan nefret bu noktada kişinin kendisine dönebilir. Benlik ölü nesne ile iç içe geçebilir. Bu ölü nesne kaybı, terkedilme ve yok olma endişesini beraberinde getirir. Nefret kendine döner ve kendine yönelik yıkıcı davranışlar (kendine zarar verme ve intihar) depresif dönemde ortaya çıkabilir.

İlişkinin olumsuz yönlerini hatırlatacak bir liste yardımcı olur
Ayrılık gerçekleştikten sonraki sürecin oryantasyonu önem taşımaktadır. Ayrılıktan hemen sonra boşluğu doldurmak yerine ayrılığı duygusal ve mantıksal olarak kabul etmek ve en önemlisi kayıp acısının yaşanmasına izin vermesi, dönemin sağlıklı bir şekilde atlatılmasında rol oynamaktadır. Kişilerin ilişki sonrasında sadece ilişkinin olumlu yönlerini göz önünde bulundurması beklendik bir tepkidir. Bu nedenle ayrılık sonrasında ilişki ve partnerin negatif ve pozitif yönlerinin kapsamlı şekilde düşünülmesi hatta listelenerek yazılması, alınmış karardan emin olunmasına, sürecin kabullenilmesine ve acının yaşanmasına yardımcı olacaktır.

Ayrıca ayrılık sonrasında kişinin kendisini, isteklerini ve bundan sonraki ilişkisinde önceliklerini sorgulaması, nasıl bir ilişki istemediğinin farkına varmasına ve sonraki ilişkilerinin daha tatmin edici olmasına olanak tanıyacaktır. Kişinin duygu ve düşüncelerini paylaşması ve kendini açması bu sayede sosyal destek alması ve en önemlisi içinden çıkılmayan durumlara yönelik psikolojik desteğe başvurması sürecin sağlıklı bir şekilde atlatılmasına imkan sağlayacaktır."


Gebelik döneminde yeterli düzeyde kalsiyum almamak, anne adayını gelecekte kemik erimesi sorunuyla baş başa bırakırken, bebeğin kemik ve diş gelişimini negatif etkiliyor. Bu nedenle hamilelikte günde en az 1000 mg kalsiyum alınması gerekiyor. 

Anne adaylarının kalsiyum eksikliğini gidermek için tek şanslarının kalsiyum ilacı olmadığına dikkat çeken Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Erhan Karaalp, "Hamilelere günde 3 kase yoğurt tavsiye ediyorum. Çünkü yoğurt yiyerek kalsiyum ihtiyaçlarının dörtte üçünü karşılayabilirler. Ayrıca yoğurt hem gebenin bağırsak faaliyetlerini düzenlemeye yardımcı olur hem de karın şişkinliğini engeller" dedi.

Her gün yeterli miktarda kalsiyum almak, yalnızca gebelik döneminde değil, hayatın her döneminde oldukça önemli. Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Erhan Karaalp, vücuttaki en etkin minerallerden biri olan kalsiyum; kemik ve kıkırdak gelişimi, sağlıklı diş oluşumu, kas-sinir sisteminin normal çalışması, kolesterol düzeyinin normal seviyede tutulması, kalp atışlarının normal ve ritminin düzenli olması, kan basıncının normal düzeyde seyretmesi, kanın pıhtılaşması, hücresel çalışmaların düzenli ve sürekli olması, sindirim ve metabolizmada görev alan enzimlerin etkin duruma geçebilmesi gibi sayısız önemli görevlerde bulunduğunu söyledi. Yrd. Doç. Dr. Karaalp, hamilelikte kalsiyum ihtiyacı konusunda önemli bilgiler verdi:

DİŞLER VE KEMİKLER KIRILABİLİYOR
Vücut ihtiyacı olan kalsiyumu besinler yoluyla alamadığı zaman kemikler, dişler ve yumuşak dokularda bulunan kalsiyumu kullanmaya başlar. Kalsiyum eksikliği sonucu dişler ve kemikler kolayca kırılabilir ve diş etleri de hasar görebilir. Kalsiyum eksikliği dilde, dudaklarda, parmaklarda duyu değişiklikleri, kaslarda kramp, çarpıntı, diş çürükleri ve diş eti sorunları, eklem ağrıları ve uyku bozuklukları şeklinde belirti verir. Kalp de bir kas olduğu için kalsiyum metabolizmasından çok etkilenir.

BEBEK SON 3 AYDA ANNEDEN YÜKSEK MİKTARDA KALSİYUM ALIYOR
Gebelik döneminde yeterli miktarda alınan kalsiyum, annede kemik erimesinin engellenmesi, diş çürükleri ve diş kaybı olmaması, bebeklerde de sağlıklı kemik ve kıkırdak oluşumu için son derece önemlidir. Anne karnındaki bebek, büyümesinin hızlı döneme girdiği özellikle 28. haftadan sonra (gebeliğin son 3 ayında) anneden demir ve kalsiyumu yüksek oranda kullanır.

1 AVUÇ FINDIKTA 50, BEYAZ PEYNİRDE 30 GR KALSİYUM VAR
Demir ihtiyacı hiçbir koşulda sadece diyet ile karşılanamazken kalsiyum için durum böyle değildir. Hamile bir kadının günlük ihtiyacı olan 1000 mg kalsiyum, yeterli ve dengeli bir beslenmeyle tamamen doğal yollardan karşılanabilir. Sebze ve meyveler dışında; 1 su bardağı inek sütünde 250 mg, 1 su bardağı yoğurtta 250 mg, 1 dilim (30 gr) beyaz peynirde ortalama 100 mg, 1 avuç fındıkta veya bademde 50 mg, 1 avuç kuru üzümde ise 30 mg kalsiyum bulunmaktadır.

350 GR KALSİYUM MEYVE VE SEBZEDEN GELİR
Küçük bir hesapla günde 3 kase yoğurt yiyebilen ya da 3 bardak süt içebilen anne adayı 1000 mg'lık ihtiyacın 750-800 mg'ını rahatça karşılar. Geriye kalan 350 mg kalsiyumu da, gün içerisinde yemiş olduğu sebzelerden, meyvelerden ve diğer besinlerden alacağı için, ek olarak kalsiyum ilaç takviyesi almasına gerek kalmaz.

GÜNDE 1 BARDAKTAN FAZLA SÜT İSHAL YAPABİLİR
Süt hazımsızlık, gaz ya da ishal yapabildiği için ben takipli gebelere günde 1 bardak sütten fazlasını önermiyorum. Fakat kalsiyum ihtiyacını karşılamasının yanı sıra bağırsak faaliyetlerini düzenlediği, karın şişkinliğini engellediği ve kabızlığa da çok iyi geldiği için günde 3 kase yoğurt tüketmelerini şiddetle tavsiye ediyorum.

FAZLA MİKTAR KALSİYUM ALIMINDA BÖBREK TAŞI RİSKİ
1000 mg kalsiyum ihtiyacını, yiyecek ve içecekler ile tamamlayabilen hamilelerin, ayrıca kalsiyum ilaç takviyesi kullanmalarına gerek yoktur. Hatta fazla miktar kalsiyum, böbrek taşı ve böğür (yan) ağrısı gibi istenmeyen yan etkiler de doğurabilir. Fakat her şeye rağmen, gıdalar ile yeterli kalsiyum alamayan hamile adaylarına, ek kalsiyum ilacı takviyesi gerekir. Hamilelik dönemi boyunca kullanılan multi-vitamin hapları 125 mg civarında (az seviyede) kalsiyum içerdiklerinden bu ihtiyacı karşılamaya yetmez. Bu yüzden süt, yoğurt gibi kalsiyumdan zengin gıdalar alamayan anne adayları, multi-vitamin hapının yanı sıra kalsiyum hapları ile de hekim takibinde desteklenmelidir.

Bahar en güzel mevsim, ancak havada uçuşan polenler özellikle alerjik bünyeleri hasta ediyor. 

Medical Park Gaziosmanpaşa Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Yard. Doç. Dr. İsmail Özgür Şanlı gözde masum görünen alerjik bir durumun hafife alınmaması gerektiğini söylüyor. Çünkü mevsimsel veya geçici olabildiği gibi aralarında körlük riski taşıyan da var.

Alerjik konjunktivit göz kapaklarının içini ve gözün beyaz kısmını saran ve konjunktiva olarak isimlendirilen zarın alerjiye bağlı olarak gelişen mikrobik olmayan iltihabı.Genellikle her iki göz birlikte etkileniyor ve bulgular hızlı bir biçimde ortaya çıkıyor. Gözlerde kaşıntı, sulanma ve kızarıklık oluşturan bu durum, kimi zaman yanma hissine de neden olur. Göz kapakları da şişebilir. Görme genel olarak etkilenmese de ışık hassasiyeti son derece sık görülür.

Hastaların yüzde 70'inde kişisel veya ailesel alerji öyküsü vardır. Kaşıntı, sulanma, irritasyon, batma, kızarıklık, kapak ödemi olan hastalara oküler alerji teşhisi konur. Alerjik konjunktivitin tedavisinde prensip eğer biliyorsak alerjiye neden olan etkenden uzak durmaktır. Genellikle kombine tedaviler uygulanmaktadır. Hastalığın tipine ve şiddetine göre yıkayıcı suni göz yaşı damlaları, alerjiyi önleyici antihistaminik damlalar ve gerektiğinde kortizon içeren ilaçlar kullanılmaktadır. Hastalara alerjik konjonktuvit bulgularını kötüleştiren UV ışınlarından korunmak için filtreli güneş gözlükleri önerilir.

EN SIK POLEN ALERJİSİ GÖRÜLÜYOR
Mevsimsel alerjik kojunktivit en sık rastlanan alerjik göz hastalığıdır. Tüm alerjik konjunktivit olgularının yaklaşık olarak yarısı bu gruptan ve polenler neden olur. Hastada iki taraflı göz yaşarması, kaşıntı, yanma hissi ve kızarıklık görülür. Göz kapakları hafif şişmiş olabilir, görme normaldir. Sıklıkla burun akıntısı, hapşırma, burunda tıkanıklık ve kaşıntı gibi alerjik rinit bulguları da eşlik eder.

YIL BOYU SÜREN ALERJİ
Pereniyal yani uzun süreli alerjik konjunktivit kişide yıl boyunca görülür. Başlıca nedenleri ev tozu ve hayvan atıklarıdır. Bu tip daha az yaygın olup genellikle mevsimsel tipten daha az şiddetli biçimde ortaya çıkar.

ÇOCUKLARDA GÖZ ALERJİSİ
Bahar keratokonjunktiviti çocuk ve genç erişkinleri etkileyen bir alerjik konjunktivit tipidir. Ilık ve kuru iklimli bölgelerde daha sık görülür. Ortaya çıkışı genellikle 5 yaşından sonradır ve genellikle ergenlik çağına gelindiğinde hastalık sonlanır. Hastalığın süresi nadiren 5-10 yılı geçer. Tipik olarak mevsimseldir ve ilkbahardan yaz sonuna kadar sürer. Hastaların çoğunun ailesinde alerji öyküsü vardır ve hastalığa astım veya atopik egzema eşlik eder. Hastalığın ilk belirtisi şiddetli kaşıntıdır. Bu bulguyu göz yaşarması, ışığa karşı duyarlılık, yanma, gözde yabancı ve bulanık görme izler. Gözde kızarıklık, uzayan beyaz çapaklanma, kapak düşüklüğü, göz kapağında kasılmalar izlenebilir.

KÖRLÜK RİSKİ VAR

Atopik keratokonjunktivit körlük riskinin en fazla görüldüğü alerjik konjunktivit formudur. Nadir olarak ve gençlerde görülür. Yirmili yaşlar civarında başlar ve uzun yıllar devam edebilir. Atopi kişinin alerjik bozukluk geliştir¬mesine yol açan kalıtımsal ve yapısal bir özelliktir. Bu konjunktivit tipi astım, rinit, atopik dermatit, besin alerjisi gibi atopi belirtileri gösteren kişilerde görülür. Göz bulguları genellikle diğer atopik bulguların ortaya çıkmasından bir kaç yıl sonra gelişir ve vernal alerjik konjunktuvit ile benzer şekildedir. Göz kapakları sıklıkla tutulmuştur. Kapak cildi kızarık, kalınlaşmış ve pul pul olmuştur. Kirpik dibi iltihabına sık olarak rastlanmaktadır. Kapak iç kısımlarında yapışıklıklar, gözün kornea tabakasında anormal damarlanmalar, hatta katarakt görülebilir.

LENS KULLANIYORSANIZ DİKKAT!
Dev papiller konjunktivit, kontakt lensler, kontakt lens temizlik veya bakım ürünlerine karşı gelişebilir. Üst kapağın altını döşeyen konjunktivada papilla denen kabarıklıklar mevcuttur. Hastalar kontakt lens taktıklarında rahatsız olduklarından yakınırlar. Bazen göz protezleri ve göze konulan dikişler de bu tabloyu oluşturabilir. Oluşumunda mekanik irritasyonun önemli bir yeri vardır. Tedavisinde bu tabloya yol açan etken ortadan kaldırılmalı ve alerjiyi önleyici ilaçlar kullanılmalıdır. Bazen göze kullanılan ilaçlara, bu ilaçlar içerisindeki koruyucu maddelere veya kozmetik maddelere karşı gözde alerjik reaksiyon meydana gelebilir.

Güneşin yüzünü daha çok gösterdiği yaz mevsiminin doğal D vitamini depolamak için büyük bir fırsat olduğunu söyleyen Doç. Dr. Akgül Akpınarlı Antony, Yaz güneşinden doğru faydalanıldığı takdirde, birçok hastalığa karşı vücudun korunduğunu, ayrıca kış aylarında ortaya çıkan hastalıklarında önüne geçildiğini açıkladı.

Doğal D vitamini kaynağı olan güneşin faydaları saymakla bitmiyor. Doç. Dr. Akgül Akpınarlı Antony, birçok hastalığa karşı bağışıklık sistemimizin güçlenmesini sağlayan ve soğuk havalarda nükseden hastalıklara karşı kalkan olan D vitamini en doğal almanın yolunun, güneşten doğru yararlanmak olduğunu söyledi. Antony, ayrıca D vitamininin sadece kemik metabolizması üzerinde etkisi olmadığını, bütün vücut sistemi için önem taşıdığını ve eksikliğinin ise birçok hastalığa neden olduğunu belirtti.

Güneş Kremleri D Vitamin Alımını Engelliyor
D Vitamininin, güneş ışınlarının deriye temas etmesi ile elde edildiğini söyleyen Alerji ve İmmunoloji Uzmanı Doç. Dr. Akgül Akpınarlı Antony "Güneş aracılıyla vücudumuzun ihtiyaç duyduğu D vitaminin %90-95 alıyoruz. Fakat D vitaminin en çok karşılanacağı vakit olan yaz aylarında bolca kullanılan güneş koruyucu kremler D vitamini almamızı engelleyen faktörlerin başında geliyor. Bu nedenle D vitamini, alımının en iyi yapılacağı yaz ayları iyi değerlendirilmeli" diye konuştu.

D Vitamini Eksikliğine Yol Açan Nedenler
Akgül Akpınarlı Antony, D Vitamini eksikliğini yapan en temel nedenin yeterince güneşe maruz kalamamak olduğunu söyledi ve şöyle konuştu: "UVB ışınlarının kışın ülkemize gelme açısı değiştiği için ve daha kapalı giyinip daha fazla kapalı mekanlarda bulunduğumuz için güneş ile temasımız azalmaktadır. Dolayısıyla derideki D vitamini sentezi de azalmaktadır. Kış mevsimi dışında, D vitamini eksikliğini kolaylaştıran bazı özel durumlar vardır. Bu duruma sahip kişilerin D vitamini depolaması daha zordur."

Doç. Dr. Akgül Akpınarlı Antony bu duruma neden olanları sıraladı:

Yaşlılık: Hem güneşe yeterince maruz kalmamak hem de deride D vitamini salınımının azalması.
Koyu Cildi Olanlar: Derideki melanin pigmentinin fazlalığı güneşin derideki D vitamini sentezini olumsuz etiler, örneğin D Vitamini eksikliği zencilerde daha çok olur.
Şişmanlık: D Vitamini yağ dokusunda depolanan bir vitamin olduğu için şişman kişilerde daha çok eksiklik olur.
Bağırsaklardan Sindirim Ve Emilim Problemleri: Böbrek hastalıkları, karaciğer hastalıkları
Sadece Anne Sütüyle Beslenen Bebekler: Anne sütünde D vitamini olmadığı için anne sütü alan bebeklerin mutlaka günlük D vitaminini dışardan alması gerekir.
Güneş Koruyucular: Güneşin cildimiz için en olumsuz etkilerinden biri kontrolsüz ve uzun süreli mazuriyetler sonucunda cilt kanserine neden olmasıdır. 15 ve üzerindeki faktörlü güneş kremleri derimizde D Vitamini sentezini %95 ve uhrevinde engellerler. Dolayısıyla dışarıda bulunsak bile eğer güneş kremi kullandıysak derimize temas eden güneşteki UVB ışınları bloke olduğu için D vitamini sentez edilemez.

D Vitamini Eksikliği Olmaması İçin Ne Yapılması Gerekir?

1-Yaz mevsiminden mümkün olduğunca D vitamini depolamak için güneş ışınlarından iyi faydalanmak gerekir. Deride D vitamini sentezleyen ışınlar UVB ışınlarıdır. UVB ışınlarının deride D vitamini sentezlemesi için en uygun olduğu saatler güneşin dünyamıza en dik olarak ışın gönderdiği öğlen saatleridir. Dolayısıyla güneşli günlerde ve yazın her gün saat 11: 00-13: 00 arası, bir 25-30 dakikayı dışarıda güneş altında geçirmek gerekir. Tabii bu süreye vücudu alıştırmakta fayda var. Yani ilk günden güneşin altında 30 dakika durmak vücudu yorabilir ve hiç istemediğimiz güneş yanıklarına neden olabilir. Her gün 5 dakika artırarak 30 dakikaya çıkılmalıdır.

2-D vitamini depolamak için güneşlendiğimiz de güneş kremi sürmemek gerekir, çünkü güneş kremleri UVB ışınlarının deriye temasını engeller. Yani öğlen saatlerinde D vitamini için dışarı çıktığımızda güneş kremi sürmeyelim ama öğlen saatinden sonra dışarı çıktığımızda dışarı çıkmadan en az 30 dakika önce yüksek faktörlü güneş kremi sürerek derimizi koruyalım. Ve yine uzun sureli dışarıdan kalacaksak her 2-3 saatte bir güneş kremi sürme isini tekrarlayalım.

3-Yine güneş ışınlarının derimizde D vitamini sentezlemesi için derimize direkt temas etmesi gerekir, bu nedenle üstümüzde mümkünse kolları açık bırakan t-sirtler ve yine şortlar olması gerekir.

4-Yine Güneş ışınları evdeki camdan, arabadaki camdan geçerek D vitamini yapamazlar bu nedenle güneş ışınlarıyla direkt temas etmek gerekir.

5-Ayrıca D Vitamini açısından zengin somon, sardalye, uskumru, ringo balığı, lüfer, ton balığı gibi yağlı balıklar tüketmek besinlerden D vitamini almamıza yardımcı olur.

6-D vitamini eksiklikleri tespit edildiğinde D Vitamini takviyeleri almak, ta gerekebilir.

Yılda Bir Defa D Vitamini Seviyenizi Ölçtürün
Doç. Dr. Akgül Akpınarlı Antony; D Vitamini eksikliğinin tanısını koymanın çok kolay ve tedavisinin de hem çok kolay hem de ucuz olduğunu söyledi. Bu nedenle büyük, küçük, yaşlı genç herkesin, mümkünse senede bir kere D vitamini seviyesini ölçtürmesi gerektiğini, ihtiyacı olanların mutlaka doktor kontrolünde D Vitamini tedavisi görmesini tavsiye etti.

Geleneksel yöntemlerle yapılan Liposuction operasyonlarından bir süre sonra genelde yağ alınan dokuda çökmeler, çukurluklar ve deride sarkmalar oluşmakta. 

Türkiye'de ilk defa Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Alpaslan Topçu tarafından uygulanan yeni yöntem geliştirilmiş Lazer Liposuction uygulamasında ise yağlar yoğun bir şekilde parçalanırken aynı zamanda ciltte sıkılaşma ve cilt kalitesinde artış sağlanıyor ve böylece vücutta kusursuz bir görüntü oluşuyor.

Dünyada en çok yapılan estetik cerrahi uygulamalar arasında Liposuction ameliyatları ikinci sırada yer alıyor. Fakat operasyonun ardından genellikle bazı sıkıntılar yaşanıyor. Farklı yöntemler uygulanarak yapılan bu ameliyatta en etkili sonucu ise yeni teknolojik Lazer Liposuction veriyor.

Geleneksel Liposuction Ameliyatları Sonrası Oluşan Çökme, Dalgalanma ve Deride Sarkmalara Son!
Türkiye'de ilk defa yeni yöntem Lazer Liposuction 'ı uygulayan Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Alpaslan Topçu, bu yöntemin diğerlerine göre günümüzdeki en etkili vücut şekillendirme yöntemi olduğunu belirterek konuyla ilgili önemli açıklamalarda bulundu.

Op. Dr. Topçu, geleneksel liposuction uygulamaları sonrası oluşan dalgalanmaların, çökmelerin ve ciltte sarkmaların geliştirilmiş yeni yöntem Lazer Liposaction ile ortadan kalktığını açıkladı. Dr. Topçu; Yeni Yöntem Lazer Liposaction 'ın en büyük özelliğinin cildin sıkılaşmasını ve cilt kalitesinin artmasını sağladığını söyledi.

Ciltte Sıkılaşma Etkisi ile Kusursuz Bir Görünüm
Op. Dr. Alpaslan Topçu; daha etkili sonuçlar almak için Lazer Liposaction uygulamasının kış aylarında yapılmasını tavsiye etti. Op. Dr. Topçu; " Yeni Dönem Lazer Liposuction'un diğer liposuction yöntemlerine göre en önemli üstünlüğü klinik ve deneysel olarak yayınlarla ispatlanmış cilt sıkılaştırma etkisidir. Böylece Liposuction sonrası en çok korkulan yan etkilerden; cilt dalgalanmaları, çökmeler ve ciltte sarkma bu yöntemle en aza indirilmiş, cildin kalitesinde artma sağlandığı ispatlanmıştır" dedi.

Yeni Teknoloji Lazer Liposuction Hangi Bölgelere Uygulanıyor?
Yeni Dönem Teknoloji ürünü olan Plus Lazer Liposuction yönteminin özellikle çok fazla yağ tutan kalça, bel, baldır, bacak, kol ve yüz bölgelerine uygulandığını söyleyen Op. Dr. Alpaslan Topçu, selülit ve lokal yağlanmaların görüldüğü her bölgede uygulama imkanının da olduğunu belirtti. Topçu, Yeni Dönem Lazer Liposuction'un farkını şöyle özetledi: "Liposuction vücut kusurlarını düzeltebilir, kişinin kendine güvenini arttırabilir. Lazer Liposuction için ideal hastalar; boy/kilo oranı ideale yakın fakat belli vücut bölgelerinde aşırı yağ kitleleri olan hastalardır. Yeni Dönem Lazer liposuction ile deride yapılan sıkılaştırma uygulaması sonrası toparlanma daha erken ve daha fazla olmaktadır" dedi.

Vücudunuzu Şekillendirmek İçin Hafta Sonunuzu Ayırmanız Yeterli!
Op. Dr. Alpaslan Topçu, klasik liposuction uygulamaları sonrası korse kullanım süresinin 4-6 hafta olduğunu, Yeni Yöntem Lazer liposuction sonrası korse kullanım süresinin ise 2 haftaya kadar düştüğünü söyledi. Operasyon sonrası hastaların, 1 ilâ 3 gün arasında normal günlük aktivitelerine dönebildiğini belirtti. Ancak yoğun aktivitelerin (koşma, tenis, aerobik gibi) yapılabilmesi için şişliklerin geçmesinin ve dokuların oturmasının beklenmesini gerektiğini vurguladı.

Amerika'da sonuçlanan yeni bir bilimsel araştırmanın sonuçlarına göre kahve içmek ömrü uzatıyor olabilir. Harvard Üniversitesi Halk Sağlığı Bölümü uzmanlarının yaptığı açıklamaya göre; kahve içmenin kötü bir alışkanlık olduğu düşüncesi sanıldığı kadar doğru değil. 

İki yüz bin sağlık çalışanı üzerinde 30 sene boyunca yapılan bilimsel bir araştırmanın sonuçlarına göre; günde 3-5 kupa kahve içenlerin, içmeyenlere oranla kalp hastalıkları, şeker hastalığı, parkinson gibi nörolojik hastalıklardan ölme riskinin ortalama %15 daha az olduğu ortaya koyuyor. Erkeklerde bu etkinin %12, kadınlarda ise %16 olduğu düşünülüyor. Geçmişte İngiltere'de dört yüz bin kişi üzerinde yapılan başka bir araştırmada da aynı sonuçlara ulaşılmıştı.

Eğitiminin bir bölümünü Oxford Brookes'ta tamamlayan Diyetisyen Gizem Şeber kahve ömrü nasıl uzatabilir, depresyon riskini azaltır mı, kimler kahve içmemeli gibi soruların yanıtlarını veriyor.

KAHVE ÖMRÜ NASIL UZATIYOR OLABİLİR?
Bilim adamları kahvenin; vücutta iltihaplanmayı azaltarak ve daha iyi bir kan şekeri dengesi yaratarak bu etkiyi yarattığını düşünüyorlar. Kahvenin antioksidan yani vücudu zararlı maddelerden temizleme etkisinin de payı olduğunu belirtiyorlar.

DEPRESYON RİSKİNİ AZALTIYOR
Harvard Üniversitesi'nin açıklamasına göre, kahve bütün bu olumlu etkilerinin yanı sıra depreyon riskini %20'ye kadar, intihar riskini ise %53'e kadar azaltmaya yardımcıdır. Ancak aşırı miktarda yani günde 5 kupadan fazla kahve tüketiminin anksiyete yaratabileceği birçok sağlık otoritesi tarafından açıklanmıştır.

SİGARA İÇENLERDE DURUM NEDİR?
Yapılan bilimsel çalışmada sigara içmeyen kişiler yer almıştır. Bu nedenle sigara içenlerde kahvenin yaşam süresi üzerine etkisi bilinmiyor.

KİMLER KAHVE İÇMEMELİ?
Reflü, ülser, gastrit gibi sindirim sistemi problemi olanlar, akut veya kronik ishali olanlar, hipertansiyon hastaları ve yüksek kolesterolü olanların kahve içmemesi gerekir. Kan potasyum seviyesi yüksek olanların, karaciğer veya böbrek problemleri yaşayanlarında kahveden uzak durması gerekiyor.Yine gebelik ve emzirme döneminde kahve tüketimi sakıncalıdır.

NASIL BİR KAHVE? NE KADAR KAHVE?
Kahvenin olumlu etkilerinden yararlanırken kilo almamak için; kremalı kahvelerden kaçınmakta fayda var. Çünkü bir büyük boy kremalı kahvenin kalorisi neredeyse bir hamburger menüye eşittir. Bunun dışında şekersiz kahve en iyi tercihken, az miktarda süt ilave edilmesi çok sakıncalı bir durum değildir. Günlük kafein limiti de düşünüldüğünde günde 3 kupa kahveyi aşmamak sağlık açısından en idealidir.

SAĞLIKLI YAŞAM TARZINA EKLEYİN
Amerika Ulusal Sağlık Komisyonu; kahvenin tek başına ömrü uzatmak konusunda mucize olarak görülmemesi gerektiğini; sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, sigarasız bir hayata destek olarak kullanılabileceğini belirtmiştir.

Küçük bir parça çikolata, günlük hayatta almanız gereken minerallerin 5'te birini barındırıyor. Peki çikolata yiyerek diyet yapmak mümkün mü? Günde kaç gram çikolata tüketilmeli? İşte yanıtları ve 1 haftalık çikolata diyeti listesi…

Diyet yapmak hep sevilen besinlerden ayrı kalmak gibi düşünülür, ancak gün içindeki kalori dengesi doğru kurulursa, çikolata diyetiyle de kilo vermek mümkün. Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi Diyetisyeni Dilara İsmailoğlu, çikolatanın diyette genellikle meyve yerine tüketilmesini önerdiklerini belirtti. İsmailoğlu, "Çikolatanın içinde demir, fosfor, magnezyum ve kalsiyum mineralleri bulunur. Küçük bir parça çikolatada gündelik hayatta almamız gereken bu minerallerin en az 5'te biri bulunur. Bu mineraller kemik yapısını güçlendirir. Kas ve sinir sistemi fonksiyonlarının da harekete geçmesini sağlar" dedi. Çikolataya düşkün bireylerin bu diyet ile daha rahat edeceğini vurgulayan İsmailoğlu, çikolatanın beynin endorfin hormonu salgılamasına neden olarak diyette daha mutlu hissedilmesini de sağladığını sözlerine ekledi. Diyetisyen İsmailoğlu, çikolata diyeti konusunda şu bilgileri verdi:

YEŞİL ÇAYDAN 3 KAT FAZLA ANTİOKSİDAN İÇERİYOR
Yapılan araştırmalara göre 50 gramlık bir çikolata ya da iki kaşık şekerle karıştırılmış bir bardak kakao, yeşil çaya oranla üç kat fazla antioksidan madde içerir. Kakaodaki polifenol flavanoid maddesi hücre yenilenmesini sağlar, hipertansiyonu düşürür ve beyin kanaması riskini azaltır. Düzenli çikolata (bitter) tüketmek, kan basıncının düzenlenmesine de yardımcı olur ve iyi huylu kolesterolü arttırır.

İÇİNDEKİ MADDELER KALBE FAYDALI
Çikolatanın içindeki yağ, üç kaynaktan gelir; kakao yağı, bitki yağları ve süt içindeki yağlar. Kakaonun içindeki stearic asit içeren yağ, bir çeşit doymamış yağdır. Doymamış yağların da sağlığa ve özellikle kalbe zararlı olduğu bilinir. Ancak kakao içindeki stearic asit, tıpkı zeytinyağında olduğu gibi vücuda girince oleic asite dönüşür. Bu yağ türü de kalbe çok faydalıdır. Yapılan araştırmalarda çikolatanın yanı sıra bazı meyve ve sebzelerde de bulunan 'procyanidin' maddesinin, koroner kalp rahatsızlıklarına karşı koruyucu bir görevi olduğu gözlemlenmiştir.

GÜNDE 40 GRAM ÇİKOLATA YETERLİ
Bitter çikolata, nitrik oksit üretimini uyarır. Bitter çikolatanın düşük glisemik indeksi vardır. Bu da diğerlerinin aksine bitter çikolata tüketiminin ardından kan şekerinin yavaş salınması anlamına gelir. Beyne giden kan akışını hızlandırarak beyin fonksiyonlarını artırır. Ancak doymuş yağ ve kalori oranı yüksek olduğu için bitter çikolata tüketiminin aşırıya kaçılmadan yapılması gerekir. Bu yüzden uygulanacak çikolata diyetinde günde 40 gram çikolata yeterli olacaktır.

BİR HAFTA DOLUNCA ARA VERİLMELİ
Diyetin içeriğinin sürekli değişmesi kilo kaybı açısından daha verimli sonuç verebilir. Dolayısıyla, 7 gün çikolata diyeti yaptıktan sonra bir süre ara vermek gerekmektedir.

MİGREN HASTALARI UZAK DURMALI
Çikolata, migren hastaları için dikkatli tüketilmesi gereken bir besin. Çünkü migren hastaları 'phenolsuphotransferase' adlı bir enzim yetersizliği nedeniyle yoğun ağrılar çekerler. Çikolata ise damarları açarak bu enzimin daha çok tüketilmesine yol açar. Bu yüzden migren hastalarının çikolatadan uzak durmalıdır.

1 HAFTALIK ÇİKOLATA DİYETİ:

1. Gün
Kahvaltı
1 dilim peynir çeşitlerinden
Domates
Salatalık
Yeşillik
2 dilim tam buğday veya çavdarlı ekmek (isteğe göre tost veya sandviç olarak tüketilebilir)
Ara öğün
Bitki çayı (çubuk tarçınla tatlandırılabilir)
Öğle yemeği
Yoğurtlu kabak
2 kase sebze çorbası
Malzemeler:
• 4-5 dal maydanoz
• 1 kabak
• 1 adet havuç
• 1-2 yaprak ıspanak
• 1 avuç brokoli
• Kereviz yaprakları
• 1 soğan
• 2 tatlı kaşığı zeytinyağı
• Kimyon
• Toz biber
• 2 litre su
Hazırlanışı: Malzemelerin hepsini iyice yıkadıktan sonra doğrayıp bir tencereye atın. Tencereye suyu ekleyerek kaynatıp, ardından altını kısıp kapağını yarım kapatarak 5-10 dakika pişirmeye devam edin. Blenderdan geçirerek bir kaba alın.
Ara öğün
1 adet Fındıklı Çikolatalı Kurabiye
Malzemeler:
• 1 yumurta
• 1.5 su bardağı kepekli un
• 3 yemek kaşığı light margarin
• ½ su bardağı ezilmiş fındık
• 2-3 yemek kaşığı damla çikolata- bitter
• 1 su bardağı tatlandırıcı
• 1 paket vanilya
• 1-2 çay kaşığı kabartma tozu
Hazırlanışı: Yumurta ve tatlandırıcıyı bir kapta çırpın. İçine oda sıcaklığında bekletilmiş margarini ilave ederek karıştırın. Fındık, çikolata ve vanilyayı ilave ederek karıştırın. Unu ve kabartma tozunu ekleyerek kulak memesi kıvamında hazırladığınız hamurdan cevizden küçük parçalar alın ve elinizle şekil verin. Hazırladığınız kurabiyeleri yağlı kağıdın üzerine sıralayın ve 190 derece ısıtılmış fırında 20-25 dakika pişirin.
Akşam yemeği
10 yemek kaşığı etli kuru bakliyat yemeği (suyunu süzdürüp tabağınıza alınız)
1 kase kaymaksız yoğurt
Ara öğün
Bitki çayı (çubuk tarçın ile tatlandırılabilir)
2. Gün
Kahvaltı
2 tam yumurta akı
3-4 yemek kaşığı lor peynirli omlet (isteğe göre pul biber, maydanoz, dereotu konulabilir)
Domates
Salatalık
Yeşillik
1 dilim tam buğday veya çavdarlı ekmek
Ara öğün
1 küçük kutu (200 ml) sade prebiyotik yoğurt
Öğle yemeği
10 yemek kaşığı haşlanmış karabuğday veya mercimekle mercimek ile yapılmış salata (1 tatlı kaşığı zeytinyağı, limon ve sirke ile isteğe göre tatlandırılabilir)
Ara öğün
4 adet madlen çikolata
Yeşil çay
Akşam yemeği
4 adet ızgara köfte (120 gram)
Piyaz

3. Gün
Kahvaltı
1 küçük kutu (200 ml) sade prebiyotik yoğurt
5 adet yaban mersini
2 yemek kaşığı yulaf ezmesi
Ara öğün
1 dilim peynir
1 adet esmer ekmek
3 adet akşamdan suda bekletilmiş zeytin
Öğle yemeği
Izgara balık (200 gram)
Salata (1 tatlı kaşığı zeytinyağlı)
1 dilim esmer ekmek
Köz patlıcan salatası
Ara öğün
1 dilim çikolatalı kek
Akşam yemeği
12 yemek kaşığı zeytinyağlı yemek (suyunu süzdürüp tabağınıza alınız)
1 kase kaymaksız yoğurt

4. Gün
Kahvaltı
1 porsiyon çikolatalı pankek +1/2 porsiyon meyve
Veya 4 porsiyon pankek
Malzemeler:
• 2 su bardağı buğday unu (200 ml'lik)
• 1 çorba kaşığı kabartma tozu
• 3 çorba kaşığı şeker
• 1/2 çay kaşığı tuz
• 2 yumurta
• 1.5 su bardağı (200 Ml lik) Süt (yağsız)
• 2 çorba kaşığı tereyağı
• 20 gram eritilmiş çikolata
Hazırlanışı: Un, kabartma tozu, şeker ve tuzu karıştırın. Ayrı bir kapta, süt ve yumurtaları çırpın. Unlu karışımı, sütlü karışımla karıştırın. Son olarak yumuşamış tereyağını ekleyin. Teflon bir tavayı yağ ile kızdırıp, pankek karışımından bir kepçe dökün ve iki tarafını kızartın. Karışım bitene kadar bu işlemi tekrarlayın. Pankekleri meyve ve eritilmiş çikolata ile servis ediniz.
Ara öğün
Bitki çayı (çubuk tarçın ile tatlandırılabilir)
Öğle yemeği
1 adet haşlanmış yumurta + 1 tatlı kaşığı sıvı yağ ile yapılmış menemen
1 dilim esmer ekmek
Ara öğün
1 kase süzme yoğurt
Nane
Pul biber (içerisine 3 yarım ceviz içi kırılıp veya yanında tüketilebilir)
Akşam yemeği
3 orta boy kıymalı dolma
Yeşil mercimek (bulgur ile yapılmış)
Yoğurtlu semizotu

5. Gün
Kahvaltı
2 dilim peynir çeşitlerinden
Domates
Salatalık ve yeşillik
2 adet kuru kayısı
1 dilim esmer ekmek
Ara Öğün
1 fincan sıcak çikolata
Öğle yemeği
180 gram kırmızı et (kendi yağı ile pişirilsin) Izgara/Fırında/Haşlama
Buğday salatası
Ara öğün
1 dilim etimek
2 tatlı kaşığı light labne
Salatalık (tuzsuz)
limonlu maydanoz
Akşam yemeği
10 yemek kaşığı etli veya kıymalı sebze yemeği (suyunu süzdürüp tabağınıza alın)
1 kase kaymaksız yoğurt

6. Gün
Kahvaltı
Menemen (1 tatlı kaşığı sıvı yağ ve 1 adet yumurta ile yapılmış)
1 dilim esmer ekmek
Ara Öğün
Bitki çayı (çubuk tarçın ile tatlandırılabilir)
Öğle yemeği
Izgara balık (200 gram)
Salata (1 tatlı kaşığı zeytinyağı + limon + sirke)
1 dilim kızartılmış esmer ekmek
Ara öğün
1 porsiyon muzlu kakaolu çörek
Malzemeler (6 kişilik)
• 6 adet milföy hamuru
• 2 adet anamur muz
• 3 yemek kaşığı toz kakao
• 2 yemek kaşığı tatlandırıcı
• Tarçın
Hazırlanışı: Muzu rendeleyin. İçine toz kakao, tarçın ve tatlandırıcıyı ekleyin. Bu karışımları milföylerin içine koyun ve fırında 15 dakika pişirin.
Akşam Yemeği
1 kase un
Kavrulmamış mercimek çorbası
60 gram (6-7 yemek kaşığı) lor peynirli salata- 1 tatlı kaşığı zeytinyağ + limon + sirke
Ara Öğün
Bitki çayı (çubuk tarçınla tatlandırılabilir)

7. Gün
Kahvaltı
1 dilim beyaz peynir
5 adet zeytin (akşamdan suda bekletilmiş)
Yeşillik-domates-salatalık
½ yulaflı simit
Ara Öğün
Bitki çayı – çubuk tarçın ile tatlandırılabilir.
Öğle Yemeği
Izgara tavuk (200 gram)
Salata (1 tatlı kaşığı zeytinyağı, limon ve sirke)
2 yemek kaşığı bulgur pilavı
Ara öğün
3 top çikolatalı dondurma
Akşam Yemeği
1 kase un kavrulmamış mercimek çorbası
Yoğurtlu közlenmiş kırmızıbiber, üzerine 1 tatlı kaşığı tulum peyniri
Ara Öğün
1 adet elma/portakal/kivi
1 halka ananas
1 kase kaymaksız yoğurt
Tarçın

Daha uzun süreli, daha çabuk ve daha tatminkar bir orgazm yaşamak hiç de hayal değil. 

Genital Güzelleştirme Tekniği ile uluslararası Altın Bistüri ödülünü alan Estetik International Sağlık Grubu kurucusu Op. Dr. Bülent Cihantimur, tekniğin içinde yer alan Erojen Bölge Enjeksiyonu ile orgazmı kolaylaştıran bir uygulama yapıyor.

Genital Güzelleştirme, tıpkı yüz bölgesi gibi, vajina bölgesinin de genç kalmayı hak ettiği düşüncesiyle geliştirilmiş bir uygulama. Tekniğin içinde kadınların olası tüm vajinal sorunları gideriliyor. Bunun içerisinde çözümlenenler ise; sarkan ve formunu kaybetmiş iç ve dış dudak bölgesi, genişlemiş vajina, klitorisi kapatan Venüs tümseği, pigmentasyon sorunu, idrar kaçırma ve erojen bölge enjeksiyonu olan G-Shot uygulaması var. Op. Dr. Bülent Cihantimur orgazmın kalitesini artırmak ya da orgazm olamayan kadınlar için yapılan Erojen Bölge enjeksiyonu ve diğer uygulamalar hakkında bilgiler verdi:

G-Shot, Erojen Bölge Enjeksiyonu

"Cinsellik daha doğrusu karşılıklı yaşanan cinsel tatmin, ilişkilerin temelini oluşturuyor ve çiftleri birbirlerine bağlıyor. Ülkemizde orgazm olamayan bayanların sayısını maalesef bilemiyoruz çünkü bu bir tabu halinde. Ancak kliniklerimize gelerek konu hakkında bilgiler alan kadın hastalarımızın tamamında orgazm konusunda sorunlar yaşadıklarını gözlemliyoruz. Kadınlar 2 şekilde orgazm oluyorlar.

Birincisi klitoris bölgesinin, ikincisi ise G noktası adı verilen vajina girişinden 2-3 cm içeride, ön duvardaki alanın uyarılması neticesinde oluyor. G noktasına yaptığımız hastanın kendi bölgesel yağından alınıp kök hücreden zenginleştirdiğimiz yağ enjeksiyonu, bu alanın belirgin hale gelmesine ve dahası sürtünmeyle kolay, uzun ve çok daha tatminkar bir orgazmın yaşanmasına vesile oluyor.

Bu uygulamayı doğum yapmamış bayanlarda yaptırabilir. Ayrıca doğumla birlikte genişlemiş vajina duvarına yaptığımız form kazandırma işlemi de yine hem erkeğin, hem de kadının cinsel açıdan tatmin olmasını kolaylaştırıyor."

Venüs Tümseği ve Klitoris

" Venüs tümseği diğer adıyla Mons Pubis, sezaryen dikişiyle klitoris arasında kalan kıllı alandır. Bu alan bazı hastalarımızda yoğun bir yağlanma sorunu yaşıyor. Sadece cinsel hayat için değil, bu alandaki yağ fazlalığı görüntü olarak, bikini, mayo gibi plaj kostümlerinde de hastalarımızı rahatsız ediyor. Ayrıca buradaki yağlanma klitorisin kapanarak, rahatça uyarılamamasına ve orgazmın yaşanmamasına sebep oluyor.

Yağ fazlalığı, liposculpute uygulamasıyla çekilerek, tüm sorunların önüne geçiliyor. Buna ek olarak klitorisin çevresinde fazlalık deri varsa, o da alınıyor, bölge açıkta kalınca uyarılması ve dolayısıyla orgazm olabilme kolaylığı sağlanmış oluyor. Tüm bu saydığım uygulamalar son derece basit ve pratik bir şekilde yapılıyor, kök hücrenin vermiş olduğu iyileştirme etkisiyle, kısa sürece iyileşme kaydediliyor."

Logo_4