SON YAZILAR
latest

Yaşam

Yaşam/block-2

Hastalıklar

Hastalıklar/block-6

güzellik

güzellik/block-5

Kadın Sağlığı

Kadın Sağlığı/block-4

Doğal Ürünler

Doğal Ürünler/block-3

Aşk Sevgi

Aşk Sevgi/block-2

Ruh Sağlığı

Ruh Sağlığı/block-3

Diyet zayıflama

Diyet zayıflama/block-1

Son Yazılar

Tepeden tırnağa kışa hazırlık bakımı

Yaz aylarının bittiği, sonbahar aylarının sürdüğü ve kış soğuğunun da kapıda olduğu bugünlerden cildinizin etkilenmemesi imkansız! Tam bir geçiş dönemi yaşadığımız böyle bir dönemde tepeden tırnağa özel bir bakım yapmakta fayda var.

Medical Park Bahçelievler Hastanesi Cilt Hastalıkları Uzmanı Dr. Neslihan Dolar, cildine özen gösterenler için bakım reçetesi yazdı…

En hassas bariyer cildimiz

Sıvı ve ısı dengesini sağlayan, salgı yapan, duysal ve immünolojik pek çok işlevi olan cildimiz, aynı zamanda iç ortam dengesi ile dış çevrenin potansiyel zararları arasında bir bariyer oluşturarak yaşamsal bir rol oynamaktadır. Dolayısıyla çevrede oluşan değişiklikler ilk ve doğrudan cildimizi etkiler. Şüphesiz bu çok sayıda işlevlerin dışında cilt, yumuşak, parlak, temiz ve pürüzsüz görünümü ile estetik açıdan da büyük önem taşır.

Mevsim geçişleri yıpratır

Özellikle mevsim geçişlerinde cildin yeni hava koşullarına ayak uydurması için bazı önlemlerin alınmasında fayda vardır. Yazın güneşin ve nemin etkisiyle yıpranan hasar gören cildimiz sonbaharın gelmesiyle özellikle rüzgâr ve ani ısı değişikliklerinden olumsuz yönde etkilenir.

Güneş yaşlandırır

Özellikle son zamanlarda ozon tabakasının da incelmesi ile birlikte güneşin bazı zararlı ışınları yeryüzüne daha kolay ulaşmakta ve ciltte basit bir lekeden deri kanserine kadar pek çok olumsuzluklara neden olmaktadır. Güneş ışığından etkilenen kişilerde öncelikle deri kalınlaşması olur ve derinin doğal korumasını artırmak için derinin rengini veren hücreler daha fazla renk maddesi salgılarlar (bronzlaşma). Uzun süre güneşe maruz kalan deride zaman içerisinde incelme, elastikiyetin bozulması (kırışıklık), kuruluk, lekelenmeler, kılcal damarların belirginleşmesi, fotoyaşlanma görülür ve en önemlisi deri kanserinin oluşma riski artar.

Lekelenmemesi için nemlendirin

Güneşin kuruttuğu cildin nemlendirilmesi çok önemlidir. Özelikle bronzlaşma ile birlikte cildin tekrar kendini yenilemesi sürecinde cildin üst ölü tabakaları kepek kepek dökülür. Bu süreçte uygun bir nemlendirme yapılmazsa ciltte homojen olmayan renk farklılıkları ve lekeler ortaya çıkar. Yalnız dikkat etmek gereken husus cildinizi nemlendirirken yağlandırmayın. Cilt tipine uygun temizleyiciler ve nemlendiriciler kullanılmadığı zaman gözenekler tıkanıp siyah nokta, komedon ve akne oluşumu kaçınılmazdır.

Kalınlaşan cilde peeling gerek

Yaz sonrası güneşin ve nemin etkisiyle kalınlaşan, lekelenen, kırışan ciltleri sadece sonbahar ve kış aylarında uygulanan kimyasal peeling ile tedavi etmek mümkündür. Kimyasal peeling yani soyma işlemi deri yaşlanmasının önlenmesi ve tedavisi amacıyla kullanılan etkin ve güvenilir bir yöntemdir. Bu amaçla doğal meyve asitlerinden üretilen çeşitli ajanlar deri tipine, ciltteki leke, kırışıklık veya akne izlerinin derinliğine göre çeşitli konsantrasyonlarda kullanılır. Dermatolog tarafından uygulanan bu yöntemle ince kırışıklıklar, kuruluk, leke ve akne izleri tedavi edilir. En az senede bir defa tüm ciltlerde uygulanabilecek olan bu yöntemle yaz sonrası kalınlaşan derinin üst tabakası ölü hücrelerden arındırılır. Böylece derinin mat ve soluk görünümü giderilir daha parlak gözenekleri sıkılaşmış taze bir cilt oluşturulur.

Genç bir cilt için mezolifting

Kimyasal peeling yöntemiyle derinin üst tabakaları tedavi edilirken mezolifting yöntemiyle de derinin alt tabakaları tedavi edilir. Mezolift yöntemiyle yaz boyunca güneş nem ve sıcaktan etkilenmiş cildinizi gençleştirirken kış mevsimine de yepyeni sağlıklı bir görünümle adım atabilirsiniz. Mezolift; stres, hava kirliliği, güneşin zararlı ışınları ve geçen yılların ciltteki olumsuz etkilerini ortadan kaldırmayı amaçlayan bir tedavi yöntemidir. Sigara ve alkol kullanımından da zarar gören cildin yeniden yapılanmasını sağlar. Cildin kaybettiği nem, vitamin, aminoasit ve mineral desteği deri altına ufak iğneler yardımıyla enjekte edilir. Yüz, boyun, dekolte ve özellikle el bölgesinde oluşan kırışıklıkları ve yaşlanma etkilerini geriletir.

Boynunuzu ve ellerinizi unutmayın

El ve dekolte bölgesinin bakımı da, en az yüz bakımı da önemlidir. Özellikle yazın güneşe korumasız maruziyet; ellerde ve dekolte bölgesinde istenmeyen lekelenmelere, kollagen ve elastin liflerde harabiyete bağlı olarak da gevşeme ve sarkmalara neden olur. Ayrıca deri altı yağ dokusunun azalmasıyla, incelme ve kırışıklıkların derinleşmesiyle damarlanmanın belirginleşmesine yol açar. El dersinde oluşan gevşeme, sarkma ve kırışıklıklar, mezolifting uygulamaları ile tedavi edilebilir. Eldeki lekeler yeni başlamış ve çok derinleşmemişse, özel renk açıcı kremlerle ve peeling yöntemleri ile düzeltilebilir. Daha ileri vakalarda çeşitli lazer tedavileri uygulanabilir. Bazı durumlarda kriyoterapi (soğuk azot ile dondurma) iyi bir seçenek oluşturur.

Kuruyan saçlar mezoterapi ile canlanır

Güzelliğin tamamlayıcısı olan saçlar da en az cildimiz kadar yaz mevsiminden güneş, deniz ve klorlu sulardan etkilenir. Yaz sonu özellikle saçlarda cansızlaşma kuruma, kırılma meydana gelir. Kurulukla birlikte saç dökülmesi de sonbaharla birlikte artan problemlerdendir. Böyle bir durumda saç mezoterapisi kuruluk ve dökülmenin önlenmesinde iyi bir seçenektir. Saç mezoterapisi saç dökülmesini durdurmak, var olan saçın kalitesini artırmak ve yeni saç çıkışlarını aktif hale getirmek için belli periyotlarla saçlı deriye uygulanan bir tedavi şeklidir.

Saçlar da vitamin ister

Saç mezoterapisi sayesinde; saç ve saçlı derinin ihtiyaç duyduğu vitamin, mineral, aminoasit ve destek maddeleri, nemlendirici ajanlar ve kıl köklerini uyarıcı maddeler direkt saçlı deriye ve saç köklerine uygulanır. Bu yöntemin diğer klasik ilaç tedavilerine göre üstünlüğü; yan etki riski olmaksızın ve ağızdan ilaç takviyesine gerek kalmadan sorunlu bölgenin direk tedavisi ile etkili sonuçlar alınmasıdır.

*Bu sitede yazınızı yayınlatmanın en ucuz yöntemi için tıklayın!

Erkekleri etkilemek zor değil!

Kadınlar için hoşlandığı erkekleri etkilemek zor değil… Ancak hoşlandığı erkekten başka kadınlar da etkileniyorsa sıkı bir rekabet onları bekliyor. 

İnternette ‘nasıl bir kadın arıyorum’ diye aradığınızda binlerce sonuçla karşılaşabilirsiniz.

İşte erkekleri etkileyen, rekabette kadınları farklılaştıran en iyi öneriler…

Karakterli olun

Bir kadın karakterli olmalıdır. Erkekler karakterli, söylediklerinin arkasında duran kadınlardan hoşlanır. Komik duruma düşmemeye dikkat edin.

Espri anlayışınız olsun

Kadınlar erkeklerin kendilerini güldürmesini ister ancak kadınlar da şaka ve espriden anlamalıdır. Ayrıca bir espriyi yüz kere dinlediğinde bile gülebilmelidir.

Dürüst olun

Bir erkek hayatının yarısını yemek sofrasında geçirir. Bu durumda her zaman onun yanında olacak mısınız?

Gerginliklerini azaltın

Sıkıcı ve stresli bir günün ardından onu sakinleştirin, gergin kaslarını rahatlatın. Biraz rahatladığında her şey çok güzel olacak…

Zeki olun

Erkeklerin kadınların sadece vücutlarıyla ilgilendiği söylemlerine kanmayın. Erkekler beyinlerine de sahip olmak ister. Bir erkek yanındaki kadının başarılı olmasını ister.

Kadınsılık, zariflik, âşık, çekici…

Erkekler hayallerini süsleyen özelliklere sahip kadınlardan etkilenirler. Çok fazla ulaşılmaz olmayın, sizi tanıdıkça her gün daha fazla aşka doymasını sağlayın.

Çekici, atletik ve eğlenceli

Erkekler çekici, atletik ve eğlenceli olmalıdır. Nasıl çekici olacağınız size kalmış. Erkekler sportif özelliklere sahi, sporla ilgili kadınlardan daha çok etkileniyor.

Ateşli bakışlarınız olsun

Aynanın önüne geçerek ateşli bakış egzersizi yapın. Ciddiyiz, çok faydalı olacak. Erkekler, bu bakışları hemen tanır ve elektriğine kapılır.

Taraftarlık

Çoğu erkek futbol takımlarını destekler… Onlar gibi fanatik bir taraftar olabilirsiniz. Mağlubiyet ve galibiyette yanında olmanız onu etkiler.

Temizlik

Erkekler temiz kadınlardan hoşlanır. Temiz görünüm her zaman etkileyicidir.

*Bu sitede yazınızı yayınlatmanın en ucuz yöntemi için tıklayın!

Bölgesel zayıflama yalnızca bir mit

Bel bölgesinde biriken ve bir türlü erimeyen yağlar pek çoğumuzun ortak problemi. Herbalife Global Sporcu Performansı ve Fitness Eğitimlerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Samantha Clayton, bel çevresindeki inatçı yağlarla savaşanlar için yazdı…

Beslenmenize dikkat etmenize ve daha fazla egzersiz yapmanıza rağmen bel bölgesindeki yağlardan kurtulmak bazen imkânsız gibi görünür. Yine de umutsuzluğa kapılmadan aktif bir yaşam tarzını benimseyerek incelebilir, formunuzu korumak için son derece faydalı adımlar atabilirsiniz.

Mitlere veda edin

Bunu söylediğim için üzgünüm, ancak maalesef bölgesel zayıflama diye bir şey yoktur. Nasıl ki vücudumuzun hangi bölgesinin yağlanacağını seçemiyorsak, hangi bölgedeki yağlardan kurtulacağımıza da biz karar veremeyiz. Bu gerçek biraz hayal kırıklığına yol açsa da iyi bir haberim var: diyet ve egzersizi birleştirerek yağ yakımını hızlandırabilir, aşağıdaki 3 yöntemi uygulayarak hoşunuza gitmeyen simit görünümüne tamamen veda edebilirsiniz.

Bel bölgesindeki yağlanmayı azaltmanın 3 yolu


1. Aktif olmak için zaman yaratın

Her ne kadar tek başına gergin bir karnı hedeflemiyor olsa da, genel egzersizin faydalarını asla göz ardı etmeyin. Her gün fiziksel aktiviteye zaman ayırmak kısa zamanda vücudunuzda genel bir sıkılaşma sağlayacaktır. Aktif bir hayat, fiziksel olarak formda kalmanın ve günlük yaşam stresini azaltmanın mükemmel bir yoludur. Egzersize zaman ayırmak dışarıda vakit geçirmenizi sağlar ve önceliklerinizi belirlemenize yardımcı olur. Ayrıca egzersiz yaparken bir şey yiyemezsiniz.

2. Derin nefes alın

Burnunuzdan nefes alıp karnınızı şişirdikten sonra ağızdan vermek suretiyle bilinçli nefes almak için egzersizler yapın. Çalışmaya ara verip, 5-10 defa bilinçli nefes aldığınızda zihniniz rahatlar ve yenilendiğinizi hissedersiniz. Stresin sizi esir alıp gün sonunda bitkin düşmenize yol açmasına izin vermeyin—zira böyle durumlarda duygusal yeme ihtiyacınız artabilir. Bu nefes tekniğini aklınıza geldikçe uygulayın (hatta kendinize hatırlatmak için post-it notu yazıp görünür bir yere yapıştırabilirsiniz). Vücudunuzun nasıl görünmesini istediğinizle ilgili düşünmeye zaman ayırın.

Bu bilinçli teknik, kurabiye yemekten vazgeçip spor salonuna gitmeye karar vermenize yardımcı olabilir.

3. Kahve yerine esneme molası

Kahve molası yerine esneme molası vermeye ne dersiniz? Ofis koltuğunuzda veya telefonla konuşurken basit esneme egzersizleri yapabilirsiniz. Otururken veya ayakta dururken 30 saniye süreyle karnınızı içeri çekmek, mide kaslarınızın güçlenmesini sağlar. Yalnızca 1 dakikanız varsa, bu süreyi dik durup omuzlarınızı arkaya atarak dik yürümek için harcayın. Duruşunuzu düzeltmek daha çevik ve formda hissetmenize yardımcı olur.

*Bu sitede yazınızı yayınlatmanın en ucuz yöntemi için tıklayın!

Vücudunuzu yaşlanmanın hain etkilerine karşı koruyun

Kemikleriniz, cildiniz, kalbiniz, eklemleriniz, gözleriniz, dengeniz… İlerleyen yaşınızla birlikte olumsuz etkilenmeye müsait vücudunuzu yaşlanmanın hain etkilerine karşı korumaya ne dersiniz?

Kırışıklık giderici cilt ürünleri, yaşlanmaya karşı gelen bakımlar, ömrü uzatan yiyecekler; bunların hepsinin altında yatan arayış belli… Hepimizin istediği bir şey, yani genç kalmak; sağlıklı ve uzun bir ömür geçirmek. Pudra.com da her fırsatta yaşlanmaya karşı zihinsel ve bedensel tüm önerilerini sizlerle paylaşır.

Bu kez de sizlerle bedeninizi genç tutmak için yapacağınız A'dan Z'ye önerileri paylaşmak istiyoruz. İşte; önce içinizde anti aging (yaşlanma karşıtı) yaşam tarzını benimsedikten sonra bedeniniz için dikkat etmeniz gerekenler…

Kemiklerinizi güçlendirin

Kemik ağırlığı 20'lerin sonlarında tavan yapar, ardından östrojen hormonu sayesinde menopoza kadar sabit bir şekilde devam eder. Menopozla birlikte östrojen hormonu seviyesini düşmesi de doğal olarak kemiklerin güçsüzleşmesine neden oluyor. Bu durum da kemik erimesi ve kırılmalar gibi sıkıntılara yol açıyor. Dolayısıyla yaşlanmayla savaşırken ilk silahımız kemiklerimizi korumak için çalışmalı. Şunu unutmamak gerek; sigara içmek, alkol tüketmek ve fazla kilolu olmak kemik kaybını destekler. Dolayısıyla bu alışkanlıklardan kesinlikle uzak durmak gerek. Onun yerine kalsiyumdan zengin bir beslenme programı kemiklerinizin güçlenmesi için iyi olacaktır. Yetişkinler için günlük ortalama ihtiyaç 700 mg'dır. Bunun karşılığı da 200 ml az yağlı süt, yoğurt ve 40 gr peynirdir. Aynı zamanda kilonuzu korumak üzere yapacağınız yürüyüş, koşu ve dans gibi sporlar da iskeletinizi koruyacaktır. Bir başka önerisi de D vitaminini en iyi kaynağından; güneşten almanız. Güneş altında geçireceğiniz sadece 10 dakika kemik sağlığınız için oldukça etkili olacaktır. 

Cildin derinlikleri

Birçok dermatolog ve anti aging uzmanları, genellikle yaşımız ilerledikçe cildimizde meydana gelen tüm hasarların sorumlusunun serbest radikaller olduğunu belirtir. Gerek beslenmemiz (örneğin alkol), gerekse çevremiz (örneğin hava kirliliği) nedeniyle toksinler yaşlanmanın en büyük nedenlerinden biri olan serbest radikallerin dolaşımına neden olur. Serbest radikaller hücre zarlarını sertleştirirler; iltihaplanmalara ve genetiğin zarar görmesine neden olurlar. Dolayısıyla cilt daha sarkık, kırışık ve solgun bir cilde dönüşür. Bunu önlemek için birincil çözüm beslenmeye dikkat etmektir. Bunun için de somon size önereceğimiz en önemli besindir. Çünkü somon cildi sıkılaştıran ve serbest radikalleri ortadan kaldıran DMAE (Dimethylaminoethanol) içerir. Aynı zamanda C vitamininden zengin bir diyet; limonsu meyveler ve domatesler kırışıklık gideren diğer yiyecekler arasındadır. 

Kalp kalbe karşı

İngiltere Kalp Vakfı'ndan Judy O'Sullivan kalbimizin de aynı diğer kaslarımız gibi olduğunu söylüyor. Yani onların da düzenli bir egzersiz programına ihtiyaç duyduklarını… Bizler yaşlandıkça, kalbimize oksijen taşımaktan sorumlu atardamarlarımız tıkanmaya başlar. Dolayısıyla bu durum kalbimizde birtakım rahatsızlıkları doğurabilir. İlerleyen yaşla birlikte en sık karşılaşılan sorunlardan biri olan kalp hastalıklarından korunmak için düzenli olarak egzersiz yapmamız gereklidir. Uzmanlar haftada beş gün, günde en az yarım saatlik bir egzersizin şart olduğunu belirtiyor. Bu spor on dakikalık öbekler şeklinde de yapılabilir, yani illa sürekli olarak nefes nefese yapılması doğru değil. Kişinin kendini aşırı yormadan spor yapması gerekir. Tercihen spor salonları yerine açık hava kalp sağlığı için daha faydalıdır. Spor sizin daha aç hissetmenize neden oluyorsa da, kalbinizin sağlığı açısından midenizi yulafla doyurmanızı öneririz. Çünkü yulaf içerdiği sağlam lif nedeniyle kolestrolü durdurur. Dolayısıyla haftada iki veya dört porsiyon yulaf tüketmeniz kolestrol düzeyinizin dört hafta içinde düşmesine yardımcı olacaktır.

Gözlere dikkat!

Yaşlandığımızın en belirgin belirtilerinden biri de gözümüze taktığımız gözlük değil midir? Hoş, artık lensler bu durumu biraz kurtarıyor, ama yine de ilerleyen yaşa rağmen sağlıkla bakabilen, odaklanabilen, algılayan ve görebilen gözlere sahip olmayı kim istemez? Yaşa bağlı gözlerde oluşan rahatsızlıkları önlemenin de yolu yine sağlıklı beslenmede ve sigara gibi kötü alışkanlıkların sonlandırılmasında yatıyor. Yapılan bir araştırma haftada on porsiyondan fazla dana eti, kuzu eti, salam gibi kırmızı et tüketen insanların yüzde 47'sinin görme bozuklukları yaşadığını göstermiş. Uzmanlar, gözün retinasında bulunan maküler adındaki çok hassas bir bölgenin yediğimiz besinlerden fazlasıyla etkilendiğini söylüyorlar. Kırmızı etin içeriğinde bulunan bileşenler de bu bölgedeki kan damarlarının büyümesine neden oluyor. Dolayısıyla gözlerimize bir iyilik yapmak için kırmızı eti dozunda tüketmemiz, hatta mümkünse onun yerine tavuk ve balık gibi beyaz etleri tercih etmemiz gerekiyor. Haftada üç kez tüketilen tavuk, görme bozuklukları riskini yüzde 57 azaltıyor.

Sapasağlam eklemler

Oturduğunuz yerden kalkışınız, merdiven çıkışınız veya eğilip yerden bir şey alışınız hep iniltiler eşliğinde mi oluyor? Evet, bu da yaşlanmanın bir diğer belirgin yan etkilerinden… Çünkü ilerleyen zaman ve yaşla birlikte eklemlerin içinde bulunan kıkırdaklar aşınmaya başlar. Böylece kemikler de birbirlerine sürtünmeye başlar. Bu durum da ağrı, tutukluk ve gacırdamalara neden olur. Eğer fazla kiloluysanız bu durumların sıklığı fazlalaşır ve hatta yaralanmalara bile yol açabilir. Eklemlerimizi bu hale sokmamak için yapmamız gereken şey ise spor ayakkabılarınızı giymek ve yola çıkmak. Bu yıl Queensland Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma günde 3 bin adım atan insanların eklem ağrısından daha az şikayet ettiklerini ve fiziksel fonksiyonlarının daha fazla geliştiğini ortaya çıkarmış. Aynı araştırma, bu konuda, glukosamin sülfatın faydalarını da ortaya dökmüş. Özellikle balık yağından elde edilebilecek glukosamin sülfatın uskumru, somon gibi balıklarda bulunabileceğini söylüyorlar.

Vücut dengesi

Orta yaş bunalımı/sendromu veya krizi dedikleri şey, bir şehir efsanesi değil; tersine bir gerçek. Bunu kanıtlayan ise bu sendromun apaçık nedenleri. Yani değişime uğrayan hormonlar… Hormonlar psikolojimizi oldukça etkilediği gibi kas ağırlığımızda azalma da fiziksel anlamda zihnimizi meşgul eder. The Natural Health Bible for Women kitabının yazarı Dr Glenville, orta yaşlardaki yağlanmamızı azaltmanın en şaşırtıcı yolunun stresi azaltmak olduğunu söylüyor. Çünkü bu şekilde kortizol seviyelerini azaltabilir ve vücudunuzun yağ depolamasını engelleyebilirsiniz. Massachusetts General Hospital'ın yaptığı bir araştırma da yoga ve meditasyon gibi aktivitelerin muhteşem gerginlik avcıları olduğunu; strese karşı genetiğimizi değiştirebilecek güçte olduklarını ortaya çıkarmış. Tabii ki tüm bunları yaparken sağlıklı, az ve öz beslenme de tüm bu ruh-beden dengesine yardımcı olacaktır.

*Bu sitede yazınızı yayınlatmanın en ucuz yöntemi için tıklayın!

Ses sağlığı için bu önerilere dikkat!

Ses tellerinde oluşan şikayetler pek çok nedene bağlı olarak ortaya çıkabiliyor. Sesin kötü ve uygun olmayan şartlarda, özellikle de uzun süreli ve yüksek tonda kullanılmasından, kafa bölgesi ile boyunda sinir komşuluğunda oluşan tümörlere kadar birçok etken ses tellerinde geçici ya da kalıcı felçlere yol açabiliyor. 

Ses kısıklıkları ve yutma sırasında öksürük gibi ses teli felcine bağlı şikayetler ise "ses cerrahisi" ile tedavi edilebiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Bölümü'nden Prof. Dr. Mustafa Asım Şafak, ses teli hastalıkları ve tedavi yöntemleri ile ses tellerini koruyucu öneriler hakkında bilgi verdi.

Ses telleri travmaya açık yapıda

Ses telleri gırtlakta yer alan, sağ ve soldan çok ince bir cilt ile kaplanmış yumuşak doku ve kas lifleri içeren oluşumlardır. Gırtlağın ve ses tellerinin fonksiyonlarını yöneten çok uzun seyirli sinir yapıları bulunur. Bu sinir yapıları beyin sapından doğup, boyunda aşağıya doğru göğüs kafesinin içine kadar iner ve büyük damarların çevresinden dolaşıp, tekrar boyunda yukarı çıkarak gırtlağa ulaşır. Sinirler bu uzun yolculuk boyunca pek çok travmaya açıktır.

Ses teli hasarının kaynağı pek çok nedene bağlı

Beyin sapını veya kafa bölgesini etkileyen çeşitli hastalıklar, boyunda sinir komşuluğundaki tümörler, göğüs kafesinin içindeki pek çok hastalık, sinirin kendisine bağlı farklı hastalıkları durumunda ses tellerinde geçici veya kalıcı felçler oluşabilir. Sesin kötü ve uygun olmayan şartlarda, özellikle uzun süreli ve yüksek tonlarda kullanılması da harabiyete yol açabilir. Ses tellerinde görülen sorunların bir nedeni de tiroit bezlerine komşuluğu olduğu için tiroit cerrahisine bağlı travmalardır.

Ses teli cerrahisi gündeme geliyor

Ses tellerinin felçleri ses cerrahisi tekniğiyle rehabilite edilebilmektedir. Ses teli felcine bağlı sorunlarda, ses telinin yeniden çalışır hale getirilmesinden çok oluşan şikayetin kısmen düzeltilmesine yönelik cerrahi girişimler yapılmaktadır. Örneğin; ses teli felci sonucunda yanda sabit kalan ve ses çıkarma veya yutkunma sırasında orta hatta doğru hareket edemeyen ses teli, orta hatta sabit hale getirilebilmektedir. Sorun, her iki ses telinin birden orta hatta sabit halde felçli kalmasına neden olan bir hastalıksa, nefes darlığı bir sorunu yaşanmakta ve olay, ses kısıklığının önüne geçmektedir. Bu durumda ses tellerinden biri yana çekilerek, yanda sabit halde kalmasını sağlayan cerrahi girişimler gerekir. Böylece nefes darlığı düzeltilir ancak beraberinde bir miktar ses kısıklığı oluşur.

Bağırarak konuşmak sese zarar veriyor

Bağırarak konuşmak ve bağırmayı alışkanlık haline getirmek, mide-gırtlak reflüsü, ses tellerinin irritasyonu veya enfeksiyonları ile gırtlak kanserleri, ses karakterinde bozulma gibi pek çok farklı şikayete yol açmaktadır. Bir haftadan daha uzun süren her türlü ses probleminde mutlaka KBB uzmanına danışılmalıdır. Enfeksiyon durumlarında ses kısıklığıyla birlikte, nefes darlığı, yutma güçlüğü ve yüksek ateş gibi çok daha önemli şikayetler de görülebilir.

İnce ya da kalın ses için cerrahi girişim

Ses telleri, çıkarılan sesin ince veya kalınlığını ayarlayacak şekilde uzayıp incelme ya da kısalıp kalınlaşma gibi fonksiyonlara sahiptir. Ergenlik çağına geldiği sesi kalınlaşmayan erkek çocuklar olduğu gibi sesini kalın bulan kadınlar da olabilir. Bu durumda hastalar sesinin daha kalın ya da ince olmasını isteyebilir. Bu durumda, ince ya da kalın ses çıkaracak şekilde cerrahi girişimler yapılabilmektedir. Ses teli cerrahisine; ses tellerinde polip veya kist oluşumu, yaşlılık nedeniyle ses tellerinin gevşemesi, kronik ödemlere bağlı şişkinlikler, ses tellerindeki yarık veya kanserler gibi sorunlarda başvurulmaktadır.

Gırtlak iskeletinin şekli değiştirilebiliyor

Ses cerrahisinde hastalığın tanımına göre pek çok farklı cerrahi teknik kullanılmaktadır. Bunlar arasında ses tellerinin çevresine değişik materyallerin enjeksiyonları, bir kısım gırtlak kıkırdaklarının çıkarılması, çeşitli dikiş teknikleriyle bazı kıkırdakların yerlerinin değiştirilmesi, gırtlak iskeletinin şeklinin ve pozisyonlarının farklılaştırılması, bu amaçlarla da bir takım protezlerin kullanılması gerekebilmektedir. Ender olarak sinir liflerinin onarımı, sinir ve kas kavşaklarından oluşan köklerin gırtlaktaki bazı kaslara aktarılması gibi tekniklere de başvurulabilmektedir.

Ses tellerinde uzun süreli tedavi gerektiren ya da kalıcı hale gelebilen hasarların oluşmaması için bazı önlemler alınabilir. Bunun için de sesin doğru kullanımı ve günlük yaşam alışkanlıklarında bazı değişiklikler önerilmektedir.

Bunlar;

1. Yeterli miktarda sıvı almaya özen gösterilmelidir.
2. Soğuk ve asitli içecekler mümkün olduğunda az tüketilmelidir.
3. Dumanlı ve tozlu ortamlardan kaçınılmalıdır.
4. Tütün ürünleri kullanılmamalıdır.
5. Geniz temizleme hareketi mümkün olduğunca yapılmamalıdır.
6. Uzun süre konuşulması gerekiyorsa boğazı ara sıra ıslatacak şekilde sıvı tüketilmelidir.
7. Yüksek sesle konuşmaktan, bağırmaktan kaçınılmalıdır.
8. Şarkı söylemek için şan eğitimi alınmalıdır.
9. Gırtlağın ve diyaframın uygun kullanımlarına dikkat edilmelidir.
10. Ses ile ilgili şikayetler göz ardı edilmemeli, zaman geçmeden uzmana başvurulmalıdır.

*Bu sitede yazınızı yayınlatmanın en ucuz yöntemi için tıklayın!

Yüz havlusunu sık sık değiştirin, telefonu temiz tutun

Sağlıklı bir cilde sahip olabilmenin yolu, temizliğini en iyi şekilde yapmak ve nem seviyesini dengede tutabilmekten geçiyor. İşte, doğru yüz temizleme tüyoları...

Tanfer Sağlık Grubu Dermatoloji Uzmanı Dr. Emin Soyer, cildin nasıl temizlenmesi gerektiği ile ilgili merak edilenleri yanıtladı…

Sağlıklı bir cilt temizleme nasıl olmalıdır?

Sağlıklı ve pürüzsüz bir cilde sahip olmanın birinci adımı doğru cilt temizleme alışkanlığı edinmektir. Cildimiz vücudumuzun en dış tabakası olduğundan dış ortamla sürekli etkileşim halindedir. Bütün gün cildimizde toplanan toz ve kirin temizlenmesi, gözeneklerin tıkanmasını ve akne oluşumunu engeller. Temiz bir cilde sahip olmak ve onu korumak aslında düşündüğünüzden daha kolaydır. Yapmanız gereken şey bunlara dikkat etmektir:


  • Sabah ve akşam yüzünüzü yıkayın. Ilık su ve yüzünüze uygun temizleme ürünü kullanın. Yüzünüzü yıkadıktan sonra hafif nemli bırakın.
  • Egzersiz sonrası temizlenin. Düzenli egzersiz, dolaşımı düzenleyerek vücudunuz için olduğu kadar cildinizin sağlığını da olumlu yönde etkiler. Ancak egzersiz sonrası ölü deri tabakası ve bakterilerden arınmak için duş almayı ve yüzünüzü yıkamayı ihmal etmeyin.
  • Yüz havlunuzu ve yastık kılıfınızı sık sık değiştirin. Telefonunuzu ve klavyenizi temiz tutun. Yüz temizliğini ne kadar iyi yapsanız da, yüzünüze temas eden şeyler temiz değilse temizlik bir işe yaramayacaktır.
  • Nemlendirici kullanın. Özellikle yağlı cildi olanlar cildinin yağlanacağından korkarak nemlendirici kullanmıyor. Ancak bu cildin daha fazla yağlanmasına neden oluyor. Gözenekleri tıkamayacak özellikte yağsız bir ürün tercih etmelisiniz.
  • Güneş kremini ihmal etmeyin. Güneşten gelen ultraviyole ışınları cildinizi kurutur ve cildinizin daha fazla yağ salgılamasına neden olur. Daha önemlisi bu ışınların kanserojen özelliği vardır. Dolayısıyla evden çıkarken güneş kremi sürmeyi asla unutmayın.
  • Makyajınızı temizlemeyi unutmayın.


MENDİLLERİ SEYAHATE SAKLAYIN

Makyaj temizleme mendilleri yeteri kadar hijyenik temizleme sağlar mı?

Makyaj temizliğinde, çok fazla kimyasal kullanmadan cildimizde kalıntı bırakmamak hedeflenmelidir. Etkili temizleme yapan yüz temizleme mendilleri genellikle yüksek oranda alkol ve sentetik kimyasallar içerdiğinden, cildi tahriş ederek hassasiyet ve kızarıklık oluşturur. Ayrıca bu yöntem tüm kalıntıların ciltten uzaklaştırılmasında çoğu zaman yetersiz kalır. Bu nedenle bu ürünleri temizlik için vaktinizin olmadığı zamanlar ve seyahatler için saklamanızı öneririm.

GÜNDE 2 KEREDEN FAZLA YIKAMAYIN

Yüzümüzü fazla yıkamak da (günde 3-4 kez) az yıkamak gibi zarar verir mi? İdeali nedir?

Cildimizle fazla uğraşmak da iyi değildir. Yüz yıkamak için ideal sıklık günde ikidir. Doktorunuz tarafından önerilmedikçe, yüzünüzü günde iki kereden fazla yıkamayın. Sağlıklı bir cildin nemlenme amacıyla bir miktar yağa da ihtiyacı vardır. Cildin aşırı yıkanarak kurutulması vücudun fazla yağ üretmesine sebep olur. Ayrıca kimyasal içerikli temizlik ürünlerinin sık kullanılması cildin pH dengesini de bozar.

ÖNCE TEST EDİN SONRA ALIN

Cilt temizleme ürünü seçerken nelere dikkat edilmeli?

Cildiniz için uygun ürün etkili bir temizlik sağlarken, gergin ve kuru bir hissiyat bırakmamalıdır. Sizin için en uygun ürünü bulmanız için birkaç ürün test etmeniz gerekebilir. Hedef yüzümüzün fazla yağ, kir ve bakterilerden arınırken; cildimize gereken doğal yağ oranının korunması olmalıdır. Yüksek pH'a sahip sabunlar cildin doğal yağ tabakasını çözer. Bu da cildi kurutur. Özellikle hassas cildi olanlar, kimyasal madde miktarı en az olan ürünleri tercih etmelidir. Yağlı, akneli, tıkalı gözeneği olan ciltler için tonik kullanımı da faydalı olmaktadır. Uygun bir tonik, yıkama sonrası kalan fazla yağ ve ölü derinin arındırılmasını sağlar.

NEM VE YAĞ DEPO EDEN MASKELER KULLANIN

Cilt tiplerine göre öneriler:

"Cilt tipiniz hangisi? Önce onu belirleyin" diyen Tanfer Sağlık Grubu Dermatoloji Uzmanı Dr. Emin Soyer, cilt tipinize göre önerilerde bulundu…

Karma cilt: Yüzde T şeklinde (alın, burun ve çene bölgesi) bir yağlanma olur. Siyah nokta ve belirgin gözenekler dikkati çeker. Süt/jel tipi temizleyiciler, düşük alkollü tonikler ve su bazlı nemlendiriciler kullanılmalıdır.

Kuru cilt: Cildinizin yağ üretimi normalin altında olduğundan, görünümü mattır ve pul pul kalkmalar görülür. Süt tipi temizleyici, alkolsüz tonik, yağ içerikli nemlendirici, nemle yağ depo edici maskeler kullanılmalıdır.

Yağlı cilt: Cildinizin parlak görünümü, yüzünüzü yıkadıktan birkaç saat sonra tekrarlar. Sivilce oluşumunu engellemek için dikkatli bir temizlik programı uygulamalısınız. Jel tipi temizleyiciler, alkollü tonikler ve su bazlı nemlendiriciler tercih edilmelidir.

Hassas cilt: Zaman zaman kızarıklık, kaşıntı ile karşılaşmanız cildinizin hassas olduğunu gösterir. Süt tipi temizleyiciler, alkolsüz tonikler, alerji giderici kremler ve su bazlı hafif nemlendiriciler kullanılmalıdır.

*Bu sitede yazınızı yayınlatmanın en ucuz yöntemi için tıklayın!

Negatif bakış açısı, enerjiyi yok ediyor!

Olumlu bir bakış açısına sahip olmak, hayatın her alanında büyük önem taşıyor. 

Pozitif psikolojiye sahip olmakta ilk adımın zihin açıklığı olduğuna dikkat çeken Uzm. Psikolog Yıldız Burkovik, zihni açık olan insanların doğru değerlendirmelerle çözüme odaklandığını belirterek, hayata negatif bakmanın, enerjiyi yok eden olumsuz bir yapılanma olduğunu vurguladı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Psikoloji Hizmetleri Genel Koordinatörü Uzman Klinik Psikolog Yıldız Burkovik, gülümsemenin insana mutlak bir güç kattığını ifade etti.

Negatif bakış, enerjiyi yok ediyor!

"Mutluluk her bireyin aslında sahip olduğu, ancak zaman zaman kendinden uzaklaşan ve kimi zaman ise tamamen kaybedilen bir duygudur" diyen Yıldız Burkovik,

"Bu duygunun belirtisi ise gülmek ya da kahkahalar atmak. Kişi ister hafif bir gülümseme ile düşünsün ya da baksın, ister kendini durduramayan kahkahalar atsın, bu süreçte aldığı mutlak bir güçtür. Bu gücü sürekli elde tutmak daima pozitif düşünce içeriğine sahip olmakla mümkündür. Hayata negatif bakış ise gülmenin tam aksine enerjiyi yok eden olumsuz bir yapılanmadır" şeklinde konuştu.

Pozitif psikolojinin ilk adımı: Zihin açıklığı

Uzman Klinik Psikolog Yıldız Burkovik, "İnsanın mutlak bir gücü elinde tuttuğu zaman başaramayacağı hiçbir şey yoktur" diyerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Kimine göre mutlak güç sağlıklı bir akla sahip olmakta, kimine göre mantığı yerinde kullanmakta, kimine göre ise zihnin ve ruhun huzurlu olmasındadır. Hepsine sahip olan; hayata pozitif bakandır. Pozitif psikolojiye sahip olmakta ilk adım zihin açıklığıdır. Zihni açık olan bütünü görür. Çocukluğumuzda ebeveynlerimiz okula uğurlarken 'Allah zihin açıklığı versin' derlerdi. Zihni açık olan insan değerlendirmeleri doğru yapar. Olumsuz bir süreçte neyin olumsuz gittiğini değerlendirirken duruma takılıp kalmadan çözüme odaklanır. Çözüm odaklı olan pozitif düşünendir. Dolayısıyla sorun odaklı olmak yerine çözüm odaklı olmaya yönelmek gereklidir.

İstikrarlı olun!

İstikrarlı olmak da son derece önemlidir. Bu konuda ısrarcı olunmalıdır, elbette ki ısrarcılık ilerlemeye yönelik olmalıdır. Doğru bilgide ısrarcı olmak ve doğru bilgiyi almak ve hatta yaymak kişinin motivasyonunu artırdığı gibi, pozitif bakış açısının da güçlenmesine sebep olur.

Alternatif yaratmayı öğrenmek gerekiyor!

"Zorluklar ile baş etmek yerine kaçıp uzaklaşmak beynin gerçek aktivitesini kullanmamak demektir. Bu yüzden daima ilerlemek ve çeşitli alternatifler bulmak için zihni doğru şekilde kullanmak gereklidir" diyen, Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Psikoloji Hizmetleri Genel Koordinatörü Uzman Klinik Psikolog Yıldız Burkovik, sözlerini şöyle tamamladı:

"Zihnini doğru yönde kullanan alternatiflerden alternatif yaratandır. Alternatif yaratmayı öğrenmek ve bunu başarmak pozitif psikolojinin olmazsa olmazlarındandır. Öğrenmek ve öğrenmeyi alışkanlık haline getirmek her yönden kişiye ve yaşantısına değer katar. Pozitifi hedefleyen ve pozitif düşünen kendini daha değerli kılmak için elinden gelenin en iyisini yapandır. Bu nedenle öğrenme amaç edinilmelidir. Öğrenmeden geçen bir günümüzün olmamasını sağlamak, beynimizin de daha sağlıklı olmasında en önemli süreçlerdendir. Tüm süreçlerin başarılı olması kişinin uzlaşmacı olması ile de bağlantılıdır. Olumlu olan tüm süreçler, olumlu bakış açısına sahip olmak mutluluğun kapısını açan anahtardır."

*Bu sitede yazınızı yayınlatmanın en ucuz yöntemi için tıklayın!

Probiyotikler kilo kontrolüne destek oluyor

Son yıllarda toplumda görülme sıklığı artan aşırı kilo ve obezite ile mikrobiyata arasında önemli bir ilişki olduğunu belirten uzmanlar, obez ve normal kilolu kişilerin mikrobiyotasındaki bakteriyel çeşitliliğin de farklı olduğuna dikkat çekiyor. 

Beslenme ve diyetetik uzmanı Prof. Dr. Murat Baş, bağırsak sağlığı bozulduğunda bağırsaklardan salgılanan GLP-1 hormonunun azaldığını, bu durumun iştah artışına yol açtığını söyledi. Prof. Dr. Murat Baş, "Uygun probiyotik kullanımı ve sağlıklı beslenme alışkanlıkları, bağırsak sağlığını destekleyerek GLP-1 hormonu seviyelerini yükseltir ve bu da yiyecek alımının ve iştahın azalmasını sağlar" dedi.

Aşırı kilo günümüzde artık küresel bir problem ve obeziteye bağlı ölümlerin sayısı her geçen yıl artıyor.1980 yılından beri obezite ve fazla kilo yetişkinlerde %27.5, çocuklarda % 47.1 oranında artış gösterdi. Dünyada obez veya aşırı kilolu olan yetişkin nüfus oranı %37 iken, son 33 yılda obezite oranı düşen ülke tespit edilmedi. Bu durum karşısında sağlık örgütleri, araştırma kuruluşları ve bilim dünyası sağlıklı kilo kontrolüne ilişkin tedbirler almaya başladı.

İstanbul'da düzenlenen, diyetisyenler ve eczacıların bir araya geldiği toplantıda kilo kontrolü ve sağlıklı mikrobiyata ilişkisi; sindirim ve bağışıklık sistemini desteklemeye yardımcı olan probiyotiklerin kilo kontrolündeki etkisi ele alındı.

Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı, Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Murat Baş "Mikrobiyatadaki Kilo Hafızası"nın sağlıklı yaşam üzerindeki etkilerinden bahsederken; DuPont Beslenme ve Sağlık Bilimi Kıdemli Bilim İnsanı Henna Maria Uusitupa "Probiyotikler ve Kilo Kontrolü" alanında yapılan klinik çalışmaların verilerini paylaştı.

Bağırsak mikrobiyatası ile vücut ağırlık yöntemi ilişkisi

Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Prof. Dr. Murat Baş, "Bağırsak Mikrobiyatası ve Vücut Ağırlık Yönetimi" başlıklı sunumunda bağırsak / bağırsak bariyerinin yaklaşık 400 metrekarelik
bir yüzeyi kapladığını belirterek vücudun enerji harcamasının yaklaşık % 40'ını kullandığını ve hemen hemen her 5 günde bir yenilendiğini söyledi.

Probiyotikler ve sağlıklı mikrobiyota ilişkisi

Bağırsak mikrobiyotası ve vücut ağırlığı arasındaki bağlantının kapsamlı olarak birçok çalışmada incelendiğini kaydeden Prof. Dr. Murat Baş, probiyotiklerin sindirim sağlığını düzenlediğinin altını çizerek normal ağırlıktaki kişilere göre, kilolu ve obez kişilerin mikrobiyotalarının bozulduğunu söyleyerek probiyotiklerin yağ depolanmasını azalttığına ve dışkı ile yağ atımına destek olduğuna da dikkat çekti. Prof. Dr. Murat Baş, yapılan çalışmalarda probiyotik takviyesinin, sürekli açlık ve yemek yeme isteği hisseden kişilerde ağırlık kaybını artırdığını söyledi.

Probiyotikler, tokluk hormonlarının (GLP-1) salınımını destekler

Bağırsaklarda üretilen GLP-1 hormonunun kan şekeri seviyesini düzenlemede etkili bir hormon olduğunu kaydeden Prof. Dr. Murat Baş, bağırsak sağlığı bozulduğunda bağırsaklardan salgılanan GLP-1 hormonu seviyesinin azaldığını ve beraberinde iştahın arttığına dikkat çekti.

Prof. Dr. Murat Baş, şu bilgileri verdi: "Glukagon benzeri peptid-1 (GLP-1), besinler bağırsaklara girdiğinde, bağırsaklarda üretilen bir hormondur. GLP-1 hormonu kan şekeri seviyesini sabit tutmada önemli bir rol oynar ve kendinizi iyi hissetmenizi sağlar. Vücut ağırlığı kaybından hemen sonra meydana gelen iştahtaki azalma, kısmen GLP-1'in artmasından kaynaklanmaktadır. Bağırsak sağlığı bozulduğunda, bağırsaklardan salgılanan GLP-1 hormonu seviyesi azalır ve beraberinde iştah artar. Bu nedenle, bağırsak sağlığı bozulmuş kişilerin vücut ağırlığı artma eğilimindedir. Uygun probiyotik kullanımı ve sağlıklı beslenme alışkanlıkları bağırsak sağlığını destekler ve GLP-1 hormonu seviyelerini yükseltir ve bu da yiyecek alımının ve iştahın azalmasını sağlar."

B420 ile yağ kütlesinde azalma

DuPont Beslenme ve Sağlık Bilimi Kıdemli Bilim İnsanı Henna Maria Uusitupa toplantıda yaptığı sunumda; 2007 yılında başlayıp 2018 yılına kadar devam eden klinik çalışmada Bifidobacterium Animalis Lactis B420 probiyotik suşunun düzenli kullanımında plaseboya göre total vücut yağ kitlesini düşürdüğünü gözlemlediklerini söyleyerek; "Gastrointestinal sistemin kilit fonksiyonu epitel bütünlüğü korumak. Epitel doku bozulduğunda obezite gibi metabolik hastalıklar ortaya çıkıyor. Araştırmamızda Bifidobacterium Animalis Lactis B420'nin epitel bütünlük üzerindeki geliştirici etkisi nedeniyle kilo kontrolüne cevap verdiğini, sağlıksız beslenme ile biriken yağ kütlesinde azalma sağladığını gördük" dedi.

Wellcare Provim Shape, sağlıklı mikrobiyata oluşmasına yardımcı oluyor

Son yıllarda yapılan çalışmalar sağlıklı mikrobiyatadaki bazı probiyotik şuslarının kilo kontrolü üzerinde etkili olduğunu gösteriyor. Bu probiyotiklerden biri olan Bifidobacterium Animalis Lactis B420 GLP-1 hormonunun salınımını artırıyor. GLP-1, iştah üzerine etkili bir hormon olup erken doymayı sağlıyor ve böylece kilo kontrolüne yardımcı oluyor. Bifidobacterium Animalis Lactis B420 obezitenin mikrobiyata üzerindeki olumsuz etkilerini ortadan kaldırıyor.

225 sağlıklı gönüllü ile yapılan randomize çift kör çok merkezli bir klinik çalışmada[1] 6 ay sonunda en çok kilo kaybı B420 kullanan grupta gözlendi. Bifidobaterium Animalis Lactis B420 ile günlük kalori alımı yüzde 15 oranında azaldı. Bel çevresinde 2,4 cm azalma meydana geldi.

Wellcare'den Provim Shape günde 1 kapsül olarak içeriğindeki 10 Milyar Bifidobacterium Animalis Lactis B420 ile sağlıklı mikrobiyatanın oluşmasına ve sindirim sistemini düzenlemeye yardımcı oluyor. Vücut yağ kitlesi kontrolünü ve bel çevresindeki yağlanmanın azalmasını sağlıyor.

Abdominal yağlanmayı kontrol ediyor. KZYA (kısa zincirli yağ asitleri) üretimini artırıyor. Enerji alımını azaltıyor. Vücut ağırlığını kontrol etmeye ve düzenlenmesine yardımcı oluyor.

*Bu sitede yazınızı yayınlatmanın en ucuz yöntemi için tıklayın!

Bu yöntemler kadınlarda ağrı ve kaygıları sona erdiriyor


Karındaki şişlikler, ağrı ya da düzensiz adet kanamaları ile belirti verebilen bazı jinekolojik hastalıklar, kadınların günlük yaşamda zor anlar yaşamasına neden oluyor. 

Bu dönemde şikayetleri önemseyip vakit kaybetmeden doktora başvurmak önem taşıyor. Erken teşhis edilen bu rahatsızlıklar, günümüzde laparoskopik yani kapalı cerrahi yöntemlerle başarılı bir şekilde tedavi edilebiliyor. Memorial Hizmet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü'nden Op. Dr. Hüseyin Mutlu, jinekolojik hastalıklarda endoskopik operasyonlar hakkında bilgi verdi.

Kısa sürede iyileşme sağlanıyor

Laporoskopik işlemlerin başarısı için doktorun tecrübesi çok önemlidir. Kapalı operasyonların en önemli avantajı, işlem sırasında cerraha daha geniş bir görme ortamı sağlamasıdır. Bu avantaja sahip olan hekim, daha ince aletler ile dokularda herhangi bir travma yaratmadan işlemini gerçekleştirebilir. Bu da hastada daha az kan kaybı, daha az ağrı ve ilaç kullanımını maksimum seviyeye indirir. Laporoskopik operasyonlar, hastaların daha erken ayağa kalkarak aynı gün veya ertesi gün taburcu olabilmesini sağlıyor. Her hastaya laparoskopi uygulanmayabilir. Daha önceden karnından tekrarlayan operasyonlar geçirmiş, batın içinde yaygın bağırsak yapışıklıkları olan ve bağırsak operasyonları geçirmiş hastalarda, büyük kitlelerde açık operasyonlar tercih edilir.

Laparoskopik yöntemler;

-Rahim ve yumurtalıkların alınması

-Miyomların çıkarılması

-Yumurtalık kistlerinin çıkarılması

-Dış gebelik operasyonları

-Karın içindeki organ yapışıklıklarının giderilmesi

-Tüplere bağlı kısırlık problemlerinde tüplerin açılması

-Tüplerin bağlanması veya kapatılması

-Sebebi belli olmayan karın içi kanamaların tanı ve tedavisi

-İdrar kaçırma operasyonları

-Genital organların sarkmasının tamir edilmesi

-Endometriozis ( çikolata kisti) hastalığının cerrahi tedavisi

-Polikistik over sendromunun cerrahi tedavisi için güvenle kullanılmaktadır.

Aynı anda tanı ve tedavi

Histeroskopi, rahim odacığının basınçlı sıvıyla genişletilerek video kamera ile incelenmesi ve saptanan problemlerin giderilmesi için kullanılan kapalı operasyon yöntemidir. Histeroskopi tanısal amaçla kullanılabildiği gibi, operasyon için yani operatif histeroskopi olarak sıklıkla uygulanır. Rahim odacığındaki her problem operatif histeroskopi ile tedavi edebilir. Teknik olarak rahim kanalı ortalama 9 mm kadar genişletildikten sonra büyük moleküllü sıvı basınçlı olarak verilerek rahim odacığı genişletilerek saptanan problemlerin tedavisi yapılır

Histeroskopi ile yapılan cerrahi işlemler:

-Rahim içindeki poliplerin alınması

-Rahim içi yapışıklıkların açılması

-Rahim içine kaçmış spirallerin çıkarılması

-Aşırı kanamalara neden olan miyomların çıkarılması

-Rahim zarının tahrip edilmesi ile aşırı kanamaların tedavisi

-Doğuştan rahimde meydana gelmiş, kısırlık ve tekrarlayan düşüklere neden olan rahim şekil bozuklukları

İşlem yapıldığı gün taburcu olabilirsiniz

Histeroskopi operasyonunda süre çok önemlidir. Operasyon süresi uzadıkça hasta sıvı yüklenmesi ve bu durumun meydana getirdiği riskler ile karşı karşıya kalabilir. Bu nedenle en kısa sürede operasyonun gerçekleştirilmesi ve verilen ile çıkan sıvının titiz kontrolü önemlidir. Operasyon sonrası hasta aynı gün taburcu edilebilir. Kapalı operasyonlarda cerrahi geçiren hastaların en önemli avantajı günlük hayatlarına daha az ağrı ve yara ile dönmeleridir. Güncel sağlık teknolojilerinin kullanıldığı bu cihazlar ile gerçekleştirilen operasyonlar sayesinde, hastaların ailelerinden, mesleklerinden fazla uzaklaşmadan kısa sürede günlük rutin hayatlarına dönebilmesidir.

*Bu sitede yazınızı yayınlatmanın en ucuz yöntemi için tıklayın!

​Türk kahvesi sohbetlerinin yeni konusu: Sağlık ve Pandemi

​Türk kahvesi sohbetlerinin yeni konusu: Sağlık ve Pandemi

500 yılı aşan geçmişi, bize özgü gelenekleri ile Türk Kahvesi kültürümüzde önemli bir yere sahip. 


Bu önemli değeri yaşatmayı ve tanıtmayı kurulduğu ilk günden itibaren kendine misyon edinen Kahve Dünyası, 5 Aralık Dünya Türk Kahvesi Günü vesilesiyle geleneksel olarak yaptırdığı araştırmalara bu yıl bir yenisini daha ekliyor. Değişen yaşam alışkanlıkları doğrultusunda Türk Kahvesinin kültürümüzdeki yerini analiz ve takip etmek hedefiyle 1.200 kişinin katılımıyla bu yıl gerçekleştirilen araştırma, pandemi ile birlikte daha çok Türk kahvesi içmeye başladığımızı ortaya koyuyor. 


Araştırmaya göre katılımcıların yüzde 92’si Türk Kahvesi tüketiyor. Türk Kahvesi ortalama 7 dakikada içilirken bu süre zarfında en çok Türkçe müzikler dinleniyor. Türk Kahvesi içerken yapılan sohbetlerin ana konusunu bu yıl sağlık ve pandemi oluşturuyor.


Asırlardır Türk kültüründe var olan Türk Kahvesi, sabahların daha canlı başlamasını sağlayan, sohbetleri neşelendiren, yorgunluğumuzu alan, kız isteme merasimlerinin ritüeli, buluşmalara en çok yakışan kültürel bir motif olarak karşımıza çıkıyor. Bir içecekten öte birleştirici gücü olduğu herkesçe kabul edilen Türk Kahvesi günümüzde dostluğun ve sohbet ortamlarının vazgeçilmezleri arasında yer alıyor. 


UNESCO tarafından “İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası” olarak kabul edilen Türk Kahvesi için her yıl 5 Aralık Dünya Türk Kahvesi Günü olarak kutlanıyor. “Hepimizin Ortak Noktası” söylemiyle Türk Kahvesi ve diğer özgün lezzetlerini misafirlerinin beğenisine sunan Kahve Dünyası, çok değerli bir kültürel miras olan Türk Kahvesine sahip çıkmak amacıyla her yıl olduğu gibi bu yıl da 5 Aralık’a özel olarak bir araştırma gerçekleştirdi. Kahve Dünyası, her yıl düzenli olarak yapılan bu araştırmalarla tüketici alışkanlıklarını ve trendleri anlamak, analiz etmenin yanı sıra arşiv niteliğinde bir kayıt oluşturmayı da hedefliyor.


Türk Kahvesinin bu coğrafya için ayrı bir önemi olduğunu vurgulayan Kahve Dünyası Genel Müdürü Kaan Altınkılıç, “Bol köpüğü ve mis gibi kokusuyla Türk Kahvesi kültürümüzün vazgeçilmez bir parçası. Biz de Kahve Dünyası olarak bu mirasa sahip çıkıyor ve ürün gamımızı her geçen gün arttırsak da Türk Kahvesini daima odak noktamızda tutuyoruz. Türk Kahvesini, geleneksel sunumunu koruyarak yanında çikolata ve su ikramımızla servis ederek, Türk Kahvesi kültürünü sadece 5 Aralık’ta değil; her gün, her ikramda misafirlerimize hatırlatmaktan büyük gurur duyuyoruz. Ülkemizin önemli bir değeri olan Türk Kahvesine tutkuyla bağlı olan herkesin ve tüm kahve severlerin bu özel gününü kutluyoruz” dedi.


Türk Kahvesinin tüketimi ile ilgili çarpıcı sonuçlar


Bağımsız pazar araştırma şirketi İpsos tarafından yapılan, 5 Aralık Dünya Türk Kahvesi Günü kapsamında gerçekleştirilen araştırmada katılımcılara; Türk Kahvesi tüketim adedi, Türk Kahvesi tüketilirken sohbet edilen konular, dinlenilen müzikler, Türk Kahvesini en çok kiminle içmekten keyif aldıkları gibi sorular yöneltildi. Türkiye’nin farklı bölgelerinden 1.200 kişinin katıldığı araştırmada çarpıcı sonuçlar ortaya çıktı.


Türk Kahvesi ortalama 7 dakikada içiliyor


Araştırmaya göre katılımcıların yüzde 92’si Türk Kahvesi tüketiyor. Düzenli olarak Türk Kahvesi tüketenler ise her hafta ortalama 8 fincan Türk Kahvesi içiyor. Araştırmada öne çıkan bir diğer konu ise Türk Kahvesi tüketim süresi. Türk Kahvesi ortalama 7 dakikada içiliyor. Araştırmaya göre; bir kahve sever hayatı boyunca yaklaşık 3 bin saatini Türk Kahvesi içmeye ayırıyor. Türk Kahvesi en çok akşam saatlerinde ve orta şekerli olarak tüketiliyor.


Kadınlar Türk Kahvesini enerjik hissetmek, konsantrasyonu artırmak ve metabolizmayı hızlandırmak için tüketiyor


Türk Kahvesi tüketiminde cinsiyet ve yaş kırılımına bakıldığında; kadınlar erkeklere oranla ortalama olarak daha fazla Türk Kahvesi tüketiyor. Ayrıca, katılımcıların büyük çoğunluğu Türk Kahvesini lezzeti ve verdiği keyif için tüketiyor. Türk Kahvesini erkeklere göre daha fazla tüketen kadınların tercih nedenleri de çeşitlilik gösteriyor. Kadınlar Türk Kahvesini erkeklere kıyasla daha fazla sosyalleşmek, rahatlamak, enerjik hissetmek için ve metabolizmayı hızlandırdığı düşüncesiyle tüketiyor. Türk Kahvesi tüketiminin diğer bir sebebi ise konsantrasyonu artırmak.


Kadınların Türk Kahvesini genellikle evde ve arkadaş/komşu evinde içmeyi tercih ettikleri görülürken, erkeklerin ise genellikle iş yerinde içtiği ortaya çıktı. Araştırmaya göre 45-50 yaş grubundaki kişiler özellikle pandemi şartları nedeniyle daha çok evde Türk Kahvesi tüketirken; kafe gibi dış mekânlarda tüketimin ise 15-24 yaş grubunda daha fazla olduğu görüldü.


Kahve muhabbetlerinde konu artık sağlık ve pandemi


Pandemi döneminden önce Türk Kahvesi sohbetlerinde özellikle kadınlar için ev hayatı, eğitim, okul, dersler ve havadan sudan muhabbetler en popüler konular arasında iken erkekler arasında ise iş hayatı, para, siyaset ve spor gibi konular daha çok konuşuluyordu. Pandeminin hayatımıza girmesiyle birlikte ise Türk Kahvesi sohbetlerinin en önemli konusu sağlık ve pandemi oldu.


Türk Kahvesini en çok Ege ve Akdenizliler seviyor


Araştırma sonuçlarına göre Ege ve Akdeniz bölgelerindeki tüketiciler, günde 2-3 kez kahve içerek diğer bölgelere oranla daha fazla Türk Kahvesi tüketiyor. Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgesindekiler ise Türk Kahvesini haftada ortalama 1 kez içiyor. Türk Kahvesinin yanında en çok tercih edilen lezzet ise çikolata oluyor.


Türkçe müzik ile iyi gidiyor


Katılımcılar Türk Kahvesi içerken daha çok Türkçe şarkılar dinlemeyi tercih ettiklerini belirtirken; erkekler nezdinde Türk sanat müziği ve halk müziği daha çok tercih ediliyor. Kadınlar ise Türk Kahvesinin keyfini Türkçe slow şarkılar ve Türkçe pop müziği eşliğinde çıkarıyor.

Tüketiciler, Türk Kahvesini beraber tükettikleri kişileri en çok sakin ve samimi olarak tanımlıyor. Kadınların Türk Kahvesini birlikte içmek istedikleri kişileri dışa dönük ve hoşsohbet olarak tanımlama oranı daha yüksek... Sıralama ise şu şekilde: Sakin ve samimi, neşeli ve hayattan keyif almasını bilen, güvenilir, dışa dönük ve hoşsohbet, geleneksel ve nostaljik. Ayrıca, kadınlar en çok arkadaşlarıyla, erkekler ise aileleriyle Türk Kahvesi içmeyi tercih ediyor.


Türk Kahvesinin En’leri


Araştırmada Türk Kahvesi ile ilgili ortaya çıkan “En’ler” ise şunlar oldu:

  • Türk Kahvesini en çok seven yaş: 30
  • Türk Kahvesini en çok seven cinsiyet: Kadın
  • En sevilen Türk Kahvesi türü: Orta şekerli
  • En sevilen Türk Kahvesi eşlikçisi: Çikolata
  • Türk Kahvesinin en sevildiği zaman: Akşam saatleri
  • En çok kahve içtiğimiz kişiler:
  • Kadınlar - en çok arkadaşlarıyla
  • Erkekler - en çok aileleriyle.

*Bu sitede yazınızı yayınlatmanın en ucuz yöntemi için tıklayın!

Bu sendromlu kadınların %60’ı obez


Polikistik over sendromu uzun dönemde sağlık sorunlarına sebep olur mu?

Polikistik over sendromu, özellikle üreme çağındaki kadınları etkileyen metabolik bozukluklardan biridir. Kısaca PCOS denen sendrom genetik veya çevresel faktörlerden dolayı gerçekleşebilir ve hastalık uzun dönemli sağlık sorunlarına sebep olabilir. Centrum Clinic Kadın Sağlığı ve Tüp Bebek Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Recai Pabuçcu, polikistik over sendromu hastalarının tanı ve tedavisi için uzman bir doktora başvurmalarının önemininin altını çiziyor.

Ergenlik döneminde görülen adet düzensizlikleri çoğu zaman önemsenmese de polikistik over sendromunun en belirgin habercisidir. PCOS, kadınlarda doğurganlık dönemlerinde kendini gösteren, aşırı tüylenme, akne problemleri, kilo alma ve en önemlisi adet düzensizlikleri ile birlikte kısırlık problemleriyle kendini belli eden bir sendromdur ve zamanında tedavi sürecine başlanmazsa, uzun vadede sağlık problemlerine neden olabilir. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Recai Pabuçcu, her bir PCOS hastası için farklı tedavi süreçlerinin olduğunu, bu sebeple erken önlem alınmasının ve devamındaki doktor takibinin çok önemli olduğunu vurguluyor.

Polikistik over sendromu tanısı nasıl konulur?

PCOS, yumurtalıklar, merkezi sinir sistemi, hipofiz bezi ve diğer dokular arasındaki etkileşim bozukluklarına bağlı olarak ortaya çıkan metabolik-hormonal bir düzensizlikler tablosudur., Kadınlarda genellikle üreme çağında ortaya çıkar ama adölesanda veya menopozal döneme yakın da izlenebilir. Genetik faktörlerin yanı sıra çevresel faktörler de polikistik over sendromu için önemlidir.

Prof. Dr. Recai Pabuçcu, PCOS tanısı hakkında şöyle diyor: "Adet aralarının 2-3 ay gibi uzun olması, tüylenme-sivilcelenme, çabuk kilo alma gibi bulgular varsa, bunların altında PCOS yatabilir. Bu durumda mutlaka tüylenme yapması muhtemel diğer sebepleri de araştırıyoruz. Hastalarımıza ultrason, çeşitli hormon testleri, kan ve şeker testleri uyguluyoruz. Adet döngü bozukluğu, erkek tipi hormon fazlalığı bulguları veya ultrasonda tipik PCOS görüntüsü bulguarının 2 tanesi varsa PCOS tanısını koyuyoruz''. Özellikle obezitenin ve insülin direncinin bu PCOS olgularında sıkça saptandığını söyleyen Pabuçcu: ''PCOS tanısı almış kadınların %60'ı obez ve bir o kadarı da diyabete yatkın. Ayrıca, çocuk sahibi olmak isteyen ancak yumurtlama sorunu nedeniyle olamayanların da büyük kısmında PCOS var. Yani, oldukça dikkatli izlenmesi gereken bir durum. PCOS'ta kişiye göre tedavi planı yapılıyor. Öncelikle diyet ve egzersiz, sonrasında ise hormonal tedaviler ve özel kısırlık tedavileri uygulanıyor. Testlerin sonucunda da PCOS tanısı konan hastalara, şikayetlerine ve hastalıklarına göre farklı tedaviler uygulanır." diyor.

Tedavi edilmeyen PCOS, uzun vadede ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir!

Polikistik over sendromunun zamanında tanısının konulması ve tedavi edilmesi, uzun vadede karşılaşılacak sağlık sorunları için çok önemlidir. Prof. Dr. Recai Pabuçcu, tedavi edilmediği sürece PCOS hastalarının karşılaşabileceği sorunları şöyle belirtiyor: "PCOS kronik bir hastalıktır ve uzun dönemde obeziteye, ciddi şeker hastalıklarına, kalp ve hormon hastalıklarına hatta kansere yol açabilir. Bu nedenle PCOS'u iyi tanımlamak ve önlem almak gereklidir. Uzun dönemde alınacak önlemler ile kişi, normal bireyler gibi sağlıklı yaşam sürebilir.

Polikistik over sendromu hamile kalmaya engel teşkil etmez!

PCOS hastalarının en merak ettiği konulardan biri de, hastalığın hamile kalma konusunda sorun yaratıp yaratmayacağı. Prof. Dr. Recai Pabuçcu: "Gerekli tedavi uygulandığında, polikistik over sendromu hastalarının hamile kalma konusunda ve sağlıklı bir hamilelik geçirmelerinde bir engel yoktur. PCOS hastası olup çocuk sahibi olmak isteyen kadınlara gerekli tedaviler uygulandıktan sonra sonuç alınamazsa, tüp bebek yöntemine başvurulabilir. Tüp bebek, bu hastalarda hamile kalma oranlarını oldukça arttırmakta ve herhangi bir sağlık sorunu teşkil etmemektedir." diyor.

*Bu sitede yazınızı yayınlatmanın en ucuz yöntemi için tıklayın!

Popo kaldırma ameliyatı

Popo kaldırma ameliyatıyla hatlarınızı yuvarlak ve çekici hale getirmek sizin elinizde

Popo kaldırma ameliyatı son yıllarda en fazla yapılan operasyonlardan biridir.  Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi uzmanı Op.Dr. Leyla ARVAS kadın güzelliğinde düz ve basık görünen kalçadan ziyade her zaman dışarıya doğru çıkık ve kıvrımlı kalçaların her iki cins için de çekici göründüğünü belirtiyor. Bu işlem için yağ enjeksiyonu uygulamasını tercih ettiğini belirten Op. Dr. Leyla Arvas popo kaldırma prosedürü hakkında merak ettiklerinizi açıklıyor.

Popo Kaldırma Ameliyatı Benim İçin Doğru İşlem mi?

Popo kaldırma operasyonunda, ameliyatı yaptıracak kişinin öncelikle popo yapısına bakılıyor. Eğer poponuz basık ve erkek poposu gibi düz bir durumdaysa o zaman popo kaldırma operasyonu sizin için hem doğru hem de yaptırmanızın elzem olduğu bir işlemdir diyebilirim. Kimi kadınların genetiksel olarak kalçaları geniş ancak popo yağ oranları düşüktür. Aslında bu kadınların yağ toplanma yerleri kalça değil de bel bölgesi olabilmektedir çoğunlukla. Bu noktada bel bölgesinden yağ alıp vaser işlemiyle popo bölgesine yağ nakli yapıyorum. Hamilelik, kilo alımı, egzersizden uzak bir hayat tarzı göbek bölgesindeki yağlanmayı artırıcı özelliğe sahip oluyor. O zaman kadında karın büyük ve popo düz bir görüntü ortaya çıkıyor ki alışılagelmiş kadın vücut formatına uygun olmayan bu görüntüden kadınlar son  derece mutsuz oluyorlar. Siz ayna karşısına geçtiğinizde aslında vücudunuzda memnun olmadığınız alanları belirlemeniz hiç de zor olmayacaktır. Eğer popo bölgenizde ve vücudunuzda anlattığım gibi problemler varsa popo kaldırma ameliyatı için uygun aday olduğunuzu söyleyebilirim.

Popo kaldırma ameliyatı

Popo Kaldırma Ameliyatı Nasıl Yapılır?

Popo kaldırma işlemi hastanın vücudundaki belirli bölgelerde biriken yağların vaser yöntemiyle dışarı çekildikten sonra kalda belirlenen üst ve orta kısımlara nakledilmesidir. Bel, karın, göbek hatta sırt bölgesinden alınan yağlar öncelikle popo bölgesine bir işlemden geçirilir. Daha sonra yağlar hazır hale gelir ve vücuda transfer başlar.

Operasyondan önce hastanın vücudunda hem yağ alımı yapacağım hem de nakledeceğim  bölgelerde kalemle işaretlemeler yapıyorum. Hastanın vücudunda yaklaşık olarak büyüklüğü 1,5 ile 2mm civarında olan çok küçük kesilerden kanüller yerleştiriyorum. Vaser işleminde yağlar üst teknoloji Vaser cihazıyla erimiş hale getirildikten sonra yerleştirdiğim bu kanüllerden vücut dışına çıkarılıyor. Popo bölgesinde belirlediğim noktalarda enjeksiyon işlemini yapıp popo kaldırma ameliyatını tamamlıyorum. Böylelikle popodaki büyüme relatif olarak belirgin hale geliyor. İki popo büyüklüğünün de eşit ve aynı görünümde olması amaçlanıyor. Kişinin 5 ile 7 gün arasında iyileşme sürecine ihtiyacı bulunan düşük düzeyli invaziv operasyon çeşididir.

Popo Kaldırma Avantajları

Hastanın kendi vücut yağları kullanıldığı için alerji etkisi yoktur. Göbek , alt ve üst karın bölgesi, basen, bel , üst bacak içleri gibi bölgelerden alınan yağlarla vücut kontürü incelir. Kalçaya nakledilen yağlarla kalça kıvrımlı, yuvarlak ve seksi görünür. Kadınsı ve dişi bir görünümle kendinize olan güveninizin artmasına yardımcı olur. Giysilerinizin, dar elbise ve jeanlerinizin daha çekici  görünmesini sağlar.Vücudunuzun alt ve üst kısmı birbiriyle uyumlu görünür.

Popo kaldırma ameliyatı

Popo Kaldırma Ameliyatı Sonuçları Kalıcı mıdır?

Popo kaldırma ameliyatında kalıcılık etkisi 1,5 yıl ile 2 yıl arasında değişmektedir. Sağlıklı beslenme ve egzersiz programınızla fazla kilo vermeniz durumunda enjekte edilen yağların tamamı erimese bile bir bölümünde azalma görülecektir. Kilo kontrolünüzü sağlayarak popo güzelliğinizi ön tarafa çıkaran popo ameliyatından uzun süre verim alabilirsiniz.

Popo Kaldırma Ameliyatı Fiyat Bilgisi

Popo Kaldırma Ameliyatı Fiyatları hakkında ön görüşme yapmadan fiyatlandırmak mümkün olmamaktadır.  Sağlık Bakanlığından onaylı merkezlerin internet sitelerinde fiyatlar hakkında açıklama yapmaları yasal değildir. Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi uzmanı Op.Dr. Leyla ARVAS ’ın yapacağı Popo Kaldırma Ameliyatı ile dolgun ve dinamik görüntünüze ulaşmak, popo kaldırma ameliyatı hakkında bilgi almak ve aklınıza takılan soruları sormak için Nişantaşı Quartz Clinique +90 212 241 46 24 nolu telefon numaramızı hemen arayarak bizlere ulaşın!


*Bu sitede yazınızı yayınlatmanın en ucuz yöntemi için tıklayın!