SON YAZILAR
latest

Yaşam

Yaşam/block-2

Hastalıklar

Hastalıklar/block-6

güzellik

güzellik/block-5

Kadın Sağlığı

Kadın Sağlığı/block-4

Doğal Ürünler

Doğal Ürünler/block-3

Aşk Sevgi

Aşk Sevgi/block-2

Ruh Sağlığı

Ruh Sağlığı/block-3

Diyet zayıflama

Diyet zayıflama/block-1

Son Yazılar

Kapanma döneminde psikolojinizi korumanın 15 yolu

Kapanma döneminde psikolojinizi korumanın 15 yolu

Pandemi döneminde artan ruhsal sıkıntılardan 17 günlük tam kapanma döneminde uzak kalmak mümkün. 

Beykoz Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi ve Psikiyatrist Prof. Dr. Mansur Beyazyürek, “Kişiler evde kaldığı dönemde sevdiği hobilerine ve sanatsal aktivitelere zaman ayırarak psikolojilerini ve kendilerini besleyebilirler. Böylece bu dönemi fırsata çevirip, daha rahat atlatabilirler” diyor.

Pandemiyle mücadelede daha etkin tedbirler alan Türkiye, 17 günlük tam kapanma dönemini yaşıyor. Uzmanlar, pandemi bitse bile toplumda gittikçe artan “post travmatik stres bozukluğunun” etkilerinin uzun yıllar devam edeceğini söylüyor. Tam kapanma döneminde insanların kaygı bozukluklarının ve ruhsal sıkıntılarının daha da artması olası… Bu dönemin ruhsal olarak sağlıklı atlatılabilmesinin mümkün olduğunu söyleyen Beykoz Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi ve Psikiyatrist Prof. Dr. Mansur Beyazyürek, “Kişiler evde kaldığı dönemde sevdiği hobilerine ve sanatsal aktivitelere zaman ayırarak psikolojilerini ve kendilerini besleyebilirler. Böylece bu dönemi fırsata çevirip, daha rahat atlatabilirler” diyor.

“Kişisel tatmin, üretmekle mümkün”

Psikiyatrist Prof. Dr. Mansur Beyazyürek’e göre, pandemi döneminde kaygı, stres ve ölüm korkusuyla psikiyatr ve psikologlara başvuran hasta sayısı 2-3 kat arttı. Bu dönemde ruhsal sıkıntıları artanlar ise daha çok ‘hayatını idame ettirme kaygısı yaşayan’ 25-50 yaş arası hastalar… Virüs bitse bile kaygısının kalacağını vurgulayan Beyazyürek, bu dönemin olabildiğince sağlıklı atlatılmasının mümkün olduğu görüşünde… Bu dönemi daha rahat atlatabilmek için Beyazyürek, şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi’ne göre, kendini geliştirme yolunda ilerleyen insanlarda, kendini gerçekleştirme yani kişisel tatmin en üst seviyedir. Bu da eğitim, çalışma ve üretmekle mümkün. Bu seviyeye yaklaşan ya da ulaşan insanlar, bu dönemi daha rahat atlatır. Böylesi kişiler, kendiyle barışıktır zaten. Eve kapanmışsa romanını yazmaya devam eder. Ressamsa, resimlerini yapar.  Sinema sanatına ilgisi varsa seyretmediği güzel filmleri seyreder. Evde çiçek yetiştirmek ve bahçe düzenlemek de buna dahil… Kapanma döneminde doğadan uzaklaştırılan insanların ektikleri çiçekleri,  bahçedeki yaptıkları değişiklikleri televizyonda ve sosyal medyada paylaşmalarını memnuniyetle izliyorum.”

“Hayata maddesel çıkarlarla bakmayın”

“Kendini gerçekleştirme seviyesinde olan insanlar, sanatsal üretimlerden ve yaptığı çalışmalardan keyif alır. Yaşamını anlamlandırmak için imkanları ölçüsünde üretmeye çözüm arar” diyen Profesör Beyazyürek, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Sıkıntılı bir dönemin ardından kapanma geldi. Bunun neden yaşandığının farkında, bilincinde olmak gerekiyor. Bu döneme sorumluluk duygusuyla yaklaşmak gerekiyor.

Farkındalık için belli bir entelektüel seviyeye sahip olmak, kitap okumak ve hayatı yakalamak önemli. Hayata maddesel çıkarlarla bakan ve o anda aldığı zevkle hayatı değerlendirenler; en fazla depresyona giren, umutsuzluk yaşayan ve ruhsal rahatsızlık yaşayan insanlar olarak karşımıza çıkıyor. Önce kendi psikolojimizi besleyeceğiz. Sevdiklerimizle beraber olmak ve kaliteli zaman geçirmek çok önemli. Ben de çocuklarımdan aylardır ayrıyım ama görüntülü olarak her gün onlarla görüşüyorum. Medyada bunlarla ilgili doğru yönlendirici programlar yapılmalı.”

Tam kapanma dönemini sağlıklı geçirmenin yolları


  • Kendi psikolojinizi besleyin.
  • Entelektüel seviyenizi artırın.
  • Sanatsal aktivitelere ve hobilerinize zaman ayırın.
  • Evde egzersiz ve hareketlerinizi artırın.
  • Sevdiğiniz filmleri seyredin.
  • Şiir, hikaye, roman yazın.
  • Resim ve çizim yapın.
  • Enstrüman çalın, müzik dinleyin.
  • Bahçe işleriyle uğraşın.
  • Evinizin bir bölümünde çiçek yetiştirin.
  • Evcil hayvan edinin.
  • Örgü, dantel gibi el işleri yapın.
  • Sevdiğiniz yemekleri yapın.
  • Evinizi yeniden düzenleyin.
  • Ailenize kaliteli zaman ayırın.

*Kafe Medya ile tanıtım için tıklayın!

Her yaşta genç kalmanın 7 sırrı!

Her yaşta genç kalmanın 7 sırrı!

Genç kalmak, yaşının en iyisi olmak herkesin hayali. 30’lu yaşlardan itibaren kemik, kas ve yağ dokularında hacim ve ciltte elastikiyet kayıpları ile yaşlanma kendini belli etmeye başlıyor. 

Medikal Estetik Hekimi Dr. Kemali Güneş, genç kalmayı başarmanın yolunun ilk olarak yaşam tarzınıza dikkat etmekten geçtiğini, diğer yandan teknolojiyle birlikte sürekli gelişen medikal estetik tedavileri ile yaşınızı geriden takip edebilmenin mümkün olduğunu söyledi.
 
Peki, genç kalmak için neler yapılmalıdır? Koruyucu kalkanlar nelerdir? Medikal Estetik Hekimi Dr. Kemali Güneş, genç kalmanın 8 adımından bahsetti ve önemli değerlendirmelerde bulundu.

Bol su içmek kuralların başında geliyor

Yaşlanan cilt ile genç cilt arasındaki en önemli fark, su eksikliğidir. Su hayat kaynağıdır! Günde en az 1,5 litre su içilmesi cildin yaşlanmasını geciktirirken, sağlık ve enerjinizde de büyük ilerleme sağlar. Sindirim problemlerinin önüne geçen düzenli ve yeterli su tüketimi, kalbin daha sağlıklı çalışmasına yardımcı olur. 

Daha genç bir cilt için doğru beslenin, egzersiz yapın

Beslenme ve egzersiz ikilisi sağlıklı yaşlanmada vazgeçilmezdir. Zihinsel ve fiziksel yönden esneklik kazanmanızı sağlayan egzersizlerle yıllara meydan okuyabilirsiniz. Anti-aging, tükettiklerinizle başlar. Sağlıklı yağlar açısından zayıf bir diyetiniz varsa, yeterince protein almıyorsanız vaktinden önce yaşlanırsınız. Şekeri azaltın; şeker molekülleri kolajen liflerine bağlanarak liflerin esnekliklerinin azalmasına, cildin yaşlanmasına neden olur.

Uykunuzu alın

Sabah erken kalkın ve en az 7 saatlik bir uyku için vakit ayırın. Uykuda hücrelerin tamir mekanizması çalışır. Uyku sırasında gençlik hormonu, ayrıca cilt ve savunma sisteminizi güçlendiren melatonin salınır. 

Doğrudan güneşin zararlı ışınlarından kaçının ve mutlaka koruyucu kullanın

En etkili anti-aging önlemlerden biri de düzenli olarak güneş koruyucu kullanmaktır. Güneş, ultraviole etkisi ile cildimize zarar veren, daha erken kırışmamıza ve cildimizde leke oluşumuna neden olur. Hem UVA hem de UVB ışınlarına karşı koruma etkisi olan bir güneş koruyucu kullanmalısınız.

Sigara ve alkolden uzak durun

Sigara içmek, vücudunuza ve cildinize yapabileceğiniz en kötü şeylerden biridir. Kollajen kırılmasına ve kırışıklık oluşumuna neden olur. Sigara içmek ayrıca ciltteki su miktarını azaltarak cilde kuru ve mat bir görünüm verir. Uzun süre ve fazla miktarda alkol kullanımı, damarlarının sürekli olarak genişlemesine ve büyümesine yol açar. Bu da yüzünde kızarıklığa ve şişkinliklere sebep olabilir. Doğal renk tonunun kaybolması, kalıcı ve yamalı kızarıklıklar uzun vadeli etkiler arasında.

Cilt bakımı ritüeline erken başlayın

Cilt bakımı hakkında doğru bilinen yanlışlardan biri de gençlikte hafif bir nemlendirici dışında bir şey kullanılmaması gerektiğidir. Tam aksine, cilt hücrelerini antioksidanlar, vitaminler ve aminoasitlerle ne kadar erken korumaya başlarsanız o kadar iyi. 

Medikal estetik uygulamalar

Dr. Kemali Güneş, “Aslında zaten sağlıklı beslenme, spor yapma ve dinamik olma gibi güzel alışkanlıkları yaşamlarının değişmez bir parçası haline getiren ve uzun süre genç ve sağlıklı kalmayı başaran kişiler, çağımızın bize sağladığı medikal estetik uygulamalardan da faydalanarak yıllara meydan okuyabilirler.” diyor ve ekliyor: 

Cerrahi müdahale gerektirmeyen medikal uygulamalar her geçen gün daha popüler oluyor. Bu tedavilerden biri Mezolift yani Yüz Mezoterapisi’dir. Yüz, boyun, dekolte ve el sırtlarında oluşan yaşlanma etkilerinin giderilmesinin yanı sıra sigara ve alkolden zarar gören ciltleri tedavi edilebilir. Aklımıza gelen ilk yöntemler arasında yer alan Botoks, yine en çok tercih edilen işlemler arasında yer alıyor. Yaşlılığın veya çeşitli hastalıkların getirdiği kırışıklar, yüz çökmeleri ve benzeri sorunlar sebebi ile yüzünü eskiden daha diri ve gergin hale getirmek isteyenlerin öncelikli tercihleri arasında yer alıyor. Bir diğer yöntem; son jenerasyon bir sistem olan Mikro&Mikro Fokus Ultrason Sistemi. Ameliyatsız yüz germe, kaş kaldırma, gıdı toparlama ve vücut kontürü düzenlemeleri için güvenli ve etkili bir sistem olarak tercih ediliyor. 

*Kafe Medya ile tanıtım için tıklayın!

Büyümekten korkanların sorunu: ‘Peter Pan’ sendromu

Büyümekten korkanların sorunu: ‘Peter Pan’ sendromu

Ünlü masal kahramanı Peter Pan, psikolojideki bir davranış sorununa da isim babalığı yapıyor. 

Genellikle erkeklerde görülen Peter Pan sendromu, kişinin yetişkin olmasına rağmen çocuk gibi davranması olarak tanımlanıyor. ‘Peter Pan’ sendromunu  Doktortakvimi.com uzmanlarından Uzman Psikolog Benan Şahinbaş anlatıyor. 

Karşınızda bir yetişkin var ama adeta bir çocuk gibi davranıyor. Yaptıklarıyla hem kendisine hem ilişkilerine zarar veriyor. Bu durumu siz belki şımarıklık belki de umursamazlık olarak görüyorsunuz. Ancak Peter Pan Sendromu ile karşı karşıya olabilirsiniz. Adını İskoç roman ve oyun yazarı J. M. Barrie'nin yarattığı ünlü masal kahramanı, hiç büyümeyen çocuk Peter Pan’dan alan “Peter Pan sendromu”, kişinin biyolojik yaşını reddederek, çocuk gibi davranması olarak ifade ediliyor.

Doktortakvimi.com uzmanlarından Uzman Psikolog Benan Şahinbaş, sıklıkla olgun yaşlarda ortaya çıkan ve sosyal hayatı büyük ölçüde etki altına alan Peter Pan sendromunun daha çok erkeklerde ve bekarlarda görüldüğünü söylüyor. Uzm. Psk. Şahinbaş, Peter Pan sendromunun kişinin verimli bir yaşam sürmesini engellediği gibi sosyal ilişkilerde ve iletişimde de problemler doğurduğuna dikkat çekiyor. Bu sendromun görüldüğü kişilerde aile kurma, çalışma, finansal sağlığı ve kariyeri yönetme gibi birçok konunun olumsuz etkilediğini söyleyen Uzm. Psk. Şahinbaş, bu kişilerin, karşılarına çıkan zorluklarla baş etmek yerine çocukluk sürecine dönme isteği duyduğunu belirtiyor.

Peter Pan sendromu yaşayan kişiler yaşlanmaktan korkar

Bu sendromu taşıyan kişilerin genelde durumlarının farkında olmadığının altını çizen Uzm. Psk. Benan Şahinbaş, Peter Pan sendromunun belirtilerini ise şöyle anlatıyor: “Kişi genellikle kariyerinde başarısızlık yaşar. Ekonomik açıdan sorumluluk sahibi olmakta zorlanır. Sorumluluğun olmadığı sadece eğlencenin var olduğu bir hayat beklentisi içindedir. Sık sık iş ve hobi değiştirir ama hiçbirinden tatmin olmaz. Gerçekleşmesi zor hayaller kurar. Ayrıca bu hayalleri gerçekleştirmek için mantıklı ve sistematik herhangi bir adım atmaz. Herhangi bir işin yapacağına dair inancı çok yüksektir ama çabası çok düşüktür. Özeleştiriden yoksundur, genellikle hatalar için başkalarını suçlar. Gelecekten ve yaşlanmaktan korkar. Sosyal ve romantik ilişkilerde yetişkin gibi davranmaz. İrade zayıflıkları, özgüven problemleri, tutarsızlık, aşırı özgüven gibi semptomlar görülüyor.”

Arada kalan çocuklar gelecekte büyümeyi reddediyor

Peter Pan sendromunun, genellikle çocuklukta, baskıcı anne tutumu ya da eksik baba otoritesinden kaynaklandığı söyleyen Doktortakvimi.com uzmanlarından Uzm. Psk. Benan Şahinbaş, “Anne ve babaları tarafından iş birliği içinde ve ortak yaklaşımla büyümeyen, arada kalmış çocuklar, gelecekte de büyümeyi ve olgunlaşmayı reddediyor. Bu sendrom kişilerin veya partnerlerinin hayat kalitelerini oldukça düşürdüğünden, sosyal ilişkileri fazlasıyla zorlayabiliyor. Tedavi edilmediğinde hayat boyu devam eden sendromda, kişiler kendilerini; eksik, mutsuz ve yetersiz hissediyor. Tedavide psikoterapi ile hastalığın belirtileri en hafif düzeye indirilmeye çalışılıyor. Ancak bazı durumlarda, ilaç tedavisinin de uygulanması gerekiyor. Terapilerde amaç kişilerin gerçek dünyayla yeniden ilişki kurmalarını sağlamak, sorumluluklarını hatırlatmak ve sosyal becerilerini yeniden kazandırmak oluyor. Bu sayede kişinin farkındalığı yükseliyor, terapiler devam ettikçe değişim de yavaş yavaş gözlemleniyor” diyor. 

Yaş gruplarına göre Peter Pan sendromu


‘Peter Pan’ sendromu yaşlara göre farklı dönemlere ayrılıyor.

10-15 yaş arası: Çocuk; dış dünya ile bağlantısını, korku yüzünden koparmaya çalışıyor. Görevlerinden kaçıyor ve yalnız kalıyor.

16-22 yaş arası: Kendini beğenme ve maçoluk hissediliyor.

23-25 yaş arası: Hayattan mutsuzluk ve rahatsızlık hissediliyor.

26-30 yaş arası: Sendrom ilerliyor ve davranış bozukluğu seyri kötüleşiyor.

45 yaşından itibaren: Tekrar çocuk olmaya çalışılıyor ve istenilmeyen hayat koşulları reddediliyor ya da koşullardan uzaklaşılıyor.

*Kafe Medya ile tanıtım için tıklayın!

Hurma yemeniz için 10 önemli neden!

Hurma yemeniz için 10 önemli neden!

Ramazan’da sofralarımızdan eksik etmediğimiz hurma liften zengin olmasının yanı sıra potasyum, magnezyum, bakır ve B vitaminleri içeriyor. Ayrıca bağışıklığımızı güçlendiren antioksidanlardan oldukça zengin bir besin. İçerdiği bu vitamin ve mineraller ile hurma ‘tam bir şifa meyvesi’ olarak nitelendiriliyor. 

Hem tok kalmamızı sağlayan özelliği hem de yüksek vitamin mineral içeriği nedeniyle özellikle oruç tutarken mutlaka tercih edilmesi gerekiyor. Ancak dikkat! Acıbadem Maslak Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Yeşim Özcan aynı zamanda şeker içeriği yüksek bir besin olduğu için özellikle diyabet hastalarının hurmada porsiyon miktarına dikkat etmeleri gerektiğini belirterek, “Hurmanın 3 küçük adeti ortalama 60 kalori içeriyor ve bu bir porsiyon meyveye denk geliyor. Dolayısıyla sahur veya iftarda 2-3 adet tüketmek yeterli olacaktır. 

Diyabet hastaları hurma yerken yanında yoğurt veya fındık ile badem gibi kuruyemişlere de yer vermeliler. Böylelikle kan şekeri salınımı daha kontrollü olacaktır” diyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Yeşim Özcan, hurmanın sağlığımız üzerindeki 10 önemli faydasını anlattı; önemli önerilerde bulundu! 

Tok tutuyor

Beslenme ve Diyet Uzmanı Yeşim Özcan hurmanın yüksek lif içeriğiyle uzun süre tokluk hissi sağladığını belirterek, “Hurmanın yanında ceviz ve badem gibi kuruyemiş tüketmenizde fayda var. Böylece kan şekerinizde ani değişiklik oluşturmayacağı için oruç tutarken halsizlik gibi sorunlar yaşamazsınız.” diyor. 

Bağışıklığı güçlendiriyor

Özellikle pandemi döneminde bağışıklık sistemi daha da önem kazandı. Ramazan’da sofraların vazgeçilmezi hurma içerdiği antioksidanlar sayesinde bağışıklığı da güçlendiriyor. Üzerine tahin eklerseniz hurma daha lezzetli ve doyurucu olacaktır. 

Baş ağrısına karşı etkili

Hurma içerdiği magnezyumla baş ağrısını hafifletmeye yardımcı olabiliyor. Oruç tutarken baş ağrısı sorunu yaşıyorsanız özellikle sahurda hurma tüketmenizde fayda var. Hurmanın yanında bol su içmeyi de unutmayın, çünkü baş ağrınızın nedeni sıvı eksikliği de olabiliyor.

Tam bir enerji deposu

Ramazan’da öğün sayısının azalmasıyla birlikte halsizlik ve yorgunluk problemleri sıkça yaşanıyor. Hurma içeriğindeki B vitaminleri sayesinde enerji sistemlerinin daha iyi çalışmasını sağlayarak, yorgunluğa da iyi geliyor.

Kabızlığa karşı koruyor

Ramazan’da vücudumuzdaki sıvının azalması nedeniyle kabızlık gibi sindirim yakınmaları oluşabiliyor. Hurma içeriğindeki lif sayesinde bağırsak hareketlerini artırarak kabızlığa karşı etkili oluyor.

Kalp sağlığına iyi geliyor

Hurma potasyumdan zengin bir meyve olduğu için vücudun sıvı ve elektrolit dengesini sağlıyor. Bu etkisiyle kan basıncını dengeleyerek tansiyonun düzenlenmesine yardım ediyor. 

Kas ağrılarını ve krampları önlüyor

Hurma yüksek miktarda potasyum içeriğine sahip bir meyve. Beslenme ve Diyet Uzmanı Yeşim Özcan içeriğindeki potasyum sayesinde hurmanın kas ve eklem ağrısı, kramp, yorgunluk ile halsizlik gibi semptomlara iyi geldiğini söylüyor.   

Kemik yapılarını güçlendiriyor

Hurma içerdiği kalsiyumun etkisiyle kemik yapılarını güçlendiriyor. Özellikle ilerleyen yaşlarda kadınlarda sık görülen osteoporoz riski için hurma öneriliyor.

Sindirim sistemini düzenliyor

Hurma bol lifli yapısıyla sindirimi de rahatlatıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Yeşim Özcan hurmanın mide asidini dengelediğini ve ani acıkma ile mide yanmalarını önlediğini belirterek, “Bu etkileri nedeniyle mide problemi yaşayan kişiler de hurmayı rahatlıkla tercih edebilirler.” diyor.

Cilt sağlığını koruyor

Antioksidandan ve C vitamini yönünden zengin olan hurma cilt sağlığını koruyor. Cilt yapılarını iyileştirerek daha canlı ve nemli bir görünüm sağlıyor. 

Şeker yerine hurmalı tarifler


Hurma kullanarak birçok tarifi şekersiz yapabilirsiniz. Hem daha besleyici hem de sağlıklı bir alternatif olacaktır.

Fındıklı hurma topları! 


- 4-5 adet hurma 

- Fındık içi

- Hindistan cevizi 

Yapılışı: 

4-5 adet hurmayı sıcak suda bekletip üzerine fındık ekleyin. Ardından her iki malzemeyi blenderden geçirin. Elinizde şekil verip hindistan cevizine bulayarak tüketebilirsiniz.

Hurmalı Puding  


-1 adet avokado

-8 adet medjoul hurma

-2 yemek kaşığı kakao

-3 yemek kaşığı hindistan cevizi tozu

Yapılışı:

Olgunlaşmış avokadoyu dilimleyip blendere atın. Hurmaların çekirdeklerini çıkarıp 15 dakika sıcak suda beklettikten sonra tüm malzemeleri blenderden çekin. Cam kaselere koyup üzerini hindistan ceviziyle süsleyerek tüketebilirsiniz. 

Şekersiz Brownie 


- 8 adet medjoul hurma

- 2 yemek kaşığı kakao

- 1 su barağı badem unu 

- 3 adet yumurta

- 1 çay bardağı sıvı yağ 

Yapılışı:

Hurmaların çekirdeklerini çıkarıp 15 dakika sıcak suda beklettikten sonra, tüm malzemeleri blenderdan çekin. Ardından malzemeleri yağladığınız kek kalıbına dökün, 180 derece ısınmış fırında 15 dakika pişirin. Ilıyınca biraz buzdolabında bekletip servis edebilirsiniz. 

*Kafe Medya ile tanıtım için tıklayın!

Ülkemizde her yıl 4000 kadın bu hastalıkla tanışıyor!

Ülkemizde her 4000 kadın bu hastalıkla tanışıyor!

Sinsice ilerlediği için genellikle geç dönemde fark edilen yumurtalık kanseri, ülkemizde kadın kanserleri arasında sekizinci sırada yer alıyor. 

Erken tanısı düzenli jinekolojik kontrollerle mümkün olabilen bu hastalığın “adetlerde düzensizlik, adet dışı vajinal kanama, karın ağrısı ve karında şişlik” gibi şikayetlere de yol açtığını belirten Acıbadem Taksim Hastanesi Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. İlkkan Dünder, “Yumurtalık kanseri sinsi ilerleyen bir hastalıktır, o nedenle kadınların düzenli jinekolojik muayene yaptırmaları gerekir” diyor. Belirtilerinin genellikle karın ağrısı, şişlik gibi diğer bazı hastalıkların belirtisine benzediğini söyleyen Prof. Dr. İlkkan Dünder “Bu belirtilerin başka hastalıklardan kaynaklandığı düşünüldüğünden kadınlarımız genellikle bir jinekoloğa gitme ihtiyacı duymuyor. Göz ardı edilen bu belirtiler ise tümörün ilerlemesine neden oluyor ve çoğu zaman 3. evrede şikayetlerin artmasıyla hekime başvuruluyor.” cümlesiyle de konunun önemine dikkat çekiyor. 

Bu işaretlere dikkat!

Ülkemizde de her yıl 4 bin kadın yumurtalık kanseriyle tanışıyor. Araştırmalara göre tanı konulduğunda bu hastaların yüzde 70'i kanserin 3. evresinde oluyorlar. Yumurtalık kanseri, özellikle geç belirti vermesi ve karın içine hızla yayılıyor olması nedeniyle tüm jinekolojik kanserler arasında ölüm oranı en yüksek kanser türü.

Yumurtalık kanserinin pek çok belirtisi var. Başlıcaları; şişkinlik, iştah kaybı, kabızlık, sık idrara çıkma, kilo kaybı, vajinal kanama, karın içinde hissedilen basınç ve şişkinlik, kasıkta dolgunluk ve ağrı, uzun süreli hazımsızlık, gaz ve bulantı…

Yılda bir kez düzenli jinekolojik muayeneyi aksatmayın

Bu kanser türü büyük oranda menopoz sonrası görülse de her yaşta ortaya çıkabiliyor. Bu da genç yaşta ve doğurganlık çağındaki kadınların belirtileri dikkate alması, jinekolojik muayenelerini aksatmamasını gerektiriyor. Yumurtalık kanserinin genellikle belirti vermeden ilerlemesi, tedaviyi de zorlaştırıyor. Bu nedenle hiçbir belirti olmasa bile, yılda bir kez düzenli jinekolojik muayenelerin yapılması çok önemli hale geliyor. Jinekolojik muayeneye ise 18 yaşından itibaren başlanması öneriliyor. Muayene ile birlikte yapılan ultrason çekimleri tanı konulmasında oldukça önemli bir rol oynuyor. 

Genler, etkili!

Yumurtalık kanserinde risk artırıcı faktörler bulunuyor. Uzmanlar genetik faktörlere dikkat çekiyor. Aile geçmişinde özellikle kız kardeş ya da annede daha önce yumurtalık kanseri öyküsünün olması riski yükseltiyor. Birinci derece yakınları arasında iki veya daha fazla kişide meme, mide, bağırsak, rahim, yumurtalık gibi bir kanser türü görülen kadınlar da risk grubunda sayılıyor. Bunun nedeni ise kalıtsal olarak geçen genler…

Yumurtalık kanserinde BRCA1 ve BRCA2 isimli genler, etkin rol oynuyor ve riski artırıyor. Ancak genler, mutlak bir kanser sonucuna yol açmıyor. Araştırmalar, 10 hastadan birinde genetik faktörlerin etkili olduğunu ortaya çıkarmış. 

Yumurtalık kanserinde etkili bir diğer faktör işe obezite. Günümüzde gittikçe yaygınlaşan obezite, pek çok hastalığa zemin hazırladığı gibi yumurtalık kanseri riskini de artıran faktörler arasında sayılıyor.

Yine günümüzde yaşam koşulları nedeniyle 35 yaşından sonraya ertelenen annelik ya da hiç anne olmamak yumurtalık kanserinde önemli bir rol oynuyor. Ayrıca erken adet görmek ya da menopoza geç girmek de risk faktörü olarak kabul ediliyor.

Birincil tedavi yöntemi, cerrahi

Yumurtalık kanserlerinde birincil tedavi yöntemi ameliyatla tümörlü dokuların tamamen alınması. Ancak ileri evre hastalıklarda bazen ameliyat yapılamadığını kaydeden Prof. Dr. İlkkan Dünder, “Ameliyat sonrasında uygulanan kemoterapiden de oldukça yüksek oranlarda fayda sağlanıyor. Bazı seçilmiş olgularda operasyon öncesinde dahi kemoterapi ile tedaviye başlanıyor. Yumurtalık kanseri tedavisi radyoterapiye rutinde başvurulmuyor, ancak nadir durumlarda ışın tedavisinden yararlanılması gerekiyor” diye bilgi veriyor.

Pandemi nedeniyle düzenli kontrolleri erteliyorsanız…  


Yumurtalık kanserinin tarama testi yok, dolayısıyla erken teşhiste yılda en az bir kez yapılacak düzenli muayenelerin önemi çok büyük. Pandemi sürecinde erken teşhis oranının azalabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. İlkkan Dünder sözlerine şöyle devam ediyor: “Covid-19 bulaşma riski nedeniyle rutin kadın doğum muayenelerine gitme oranının düşmesi, yumurtalık kanserli olgulara erken evrede tanı konma oranını düşürebilir. Dolayısıyla daha geç evrelerde tanı konması, hastanın tedavi sürecinin uzamasına ve zorlaşmasına yol açabilir. Oysa erken teşhis, tedavi başarısını çok yükseltiyor. Bu nedenle, yıllık düzenli muayenelerin ihmal edilmemesi gerekiyor.”

Pandemi nedeniyle yumurtalık kanseri tedavisi gören kadınların 6 ayda bir yapması gereken kontrollerini ertelediklerini gözlemlediklerinden söz eden Prof. Dr. Dünder “Bu hastalığın tekrarlama riski yüksek. Bu nedenle yumurtalık kanserini atlatanların rutin kontrollerini aksatmadan sürdürmeleri gerekiyor” uyarısında bulunuyor.

*Kafe Medya ile tanıtım için tıklayın!

Bir bardak maden suyuyla gelen 10 fayda

Bunaltıcı yaz sıcaklarında susuzluğu giderip serinletmede önemli bir alternatif olan maden suyu, sağlık açısından da birçok fayda sağlıyor. 

Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Şengül Sangu Talak, buna karşın maden suyu tüketiminde bazı noktalara dikkat edilmesi gerektiğini belirterek "Maden suyu yüksek oranda tuz içerdiği için hipertansiyonlu hastalarda, böbrek hastalığı olanlarda ve hamilelerde, kişinin durumuna göre sınırlama getirilmelidir. Sağlıklı bireyler de günlük 2 su bardağını geçmemelidir" diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Şengül Sangu Talak, maden suyunun 10 faydasını ve toplumda çoğunlukla birbirine karıştırılan sodadan farkını anlattı; önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Kemikleri güçlendiriyor
Maden suyunun düzenli tüketimi kemik sağlığını geliştiriyor; kadınlarda görülen menopoz sonrası kemik yoğunluğunun azalması (osteoporoz) gibi hastalıkların önlenmesinde fayda sağlıyor. Aynı zamanda magnezyum içeriğiyle kas performansını koruyor.

Kötü kolesterolü düşürüyor
Yapılan bilimsel çalışmalar maden suyunun, magnezyum ve potasyum içeriği sayesinde kötü kolesterolü düşürücü etkisini olduğunu ortaya koyuyor.

Sindirime yardımcı oluyor
Özellikle ağır yemekler sonrasında ya da yemeği fazla kaçırmışsak imdadımıza yetişen maden suyu sülfat içeriği sayesinde pankreastan amilaz salgısını artırarak sindirime yardımcı oluyor.

Cildi güzelleştiriyor
Maden suyu zengin mineral içeriği ile cilt sağlığını korumak için de önemli katkıda bulunuyor; cildi nemlendiriyor ve kırışıklıkları geciktiriyor.

Romatizmaya iyi geliyor
Beslenme ve Diyet Uzmanı Şengül Sangu Talak "Maden suyu romatizma ve artrit ile ilgili enflamasyonların azaltılmasına yardımcı olur" diyor.

Böbrekleri koruyor
İçeriğinde bulunan bikarbonat, klorid, potasyum ve sodyum eloktrolitleri dehidratasyonu engelleyerek su emilimini sağlıyor. Ayrıca yapılan çalışmalar; kalsiyum oksalat konsantrasyonunu azaltarak böbrek taşı riskini düşürücü etkisi yaptığını gösteriyor.

Sıvı ve elektrolit kaybını yerine koyuyor
Vücut sıvılarında yer alan elektrolitler; kalp, sinir ve kas fonksiyonlarının düzenli çalışmasını sağlıyor. Sıcak yaz günlerinde terle kaybedilen sıvı ve elektrolit kayıplarının yerine konulmasında sağlıklı bir tercih olarak öne çıkan maden suyu, içeriğinde bulunan bikarbonat, klorid, potasyum ve sodyum sayesinde terleme ile kaybedilen mineralleri yerine koyuyor.

Kas kramplarını önlüyor
Özellikle de sporcularda egzersiz sırası ve sonrasında kaybedilen sıvı ve elektrolit kaybına karşı önemli fayda sağlayan maden suyu, magnezyum içeriğiyle kas kramplarını önleyerek performansı koruyor.

Yüksek tansiyonla savaşıyor
Maden suyu zengin magnezyum içeriği sayesinde yüksek kan basıncının düzenlenmesinde katkı sağlıyor. Yapılan bir çalışma; günde 1 su bardağı maden suyu tüketen bir hipertansiyon hastasında kan basıncının normal düzeye gerilediğini gösteriyor.

Tatlı krizini önlüyor
Beslenme ve Diyet Uzmanı Şengül Sangu Talak "Maden suyu magnezyum içeriği sayesinde insülin hormonunun duyarlılığını artırarak kan şekerinin dengelenmesine katkı sağlamaktadır" diyor.

Maden suyu ile soda farklı içecekler!


Beslenme ve Diyet Uzmanı Şengül Sangu Talak, "Toplumumuzda sıkça birbirine karıştırılan maden suyu ile soda aslında farklı içecekler. Soda; içilebilir nitelikteki herhangi bir suya karbondioksit ve sodyum eklenmesiyle oluşur. Sodada sodyum haricinde zengin mineraller bulunmazken, maden suyu yer alının çeşitli katmanlarından kendiliğinden veya uygun yöntemlerle çıkarılır ve dengeli bir mineral örüntüsüne sahiptir. Ayrıca meyveli soda adıyla geçen gazlı içecekler yapay katkı maddeleri, renklendirici ve yapay tatlandırıcı içerebildiğinden tüketilmemelidir. Meyveli soda yerine maden suyuna taze sıkılmış meyve suyu veya taze meyve parçaları ile doğal aroma ilave edilerek yaz aylarında serinletici bir alternatif elde edilebilir. Ancak burada eklenen meyve suyu miktarına enerji açısından dikkat edilmelidir. Kalorisiz olan maden suyunu yüksek enerjili bir içeceğe dönüştürmekten kaçınılmalıdır" diyor.

*Kafe Medya ile tanıtım için tıklayın!

'Kiwimedi.com' ile salgın döneminde bir tıkla dünya çapında sağlık hizmeti

'Kiwimedi.com' ile salgın döneminde bir tıkla dünya çapında sağlık hizmeti

Koronavirüs salgının etkileri devam ederken, özellikle sağlık sektöründe tüm dünyada çok büyük bir kriz ortaya çıktı. İngiltere merkezli “kiwimedi.com" tedavi arama platformu, tüm dünyaya yayılan ağıyla uluslararası sağlık ve tedavi arama hizmeti sunuyor.  KiwiMedi Türkiye Direktörü Metin Şeref, 46 ülkede erişime açık platform "Yenilikçi sağlık turizmi" konusunda öncüler arasında gösterildiğini kullanıcıların doğrudan sağlık sunucusuna ulaşabildiğini ve sağlık kurumu ile hasta arasında ortaya çıkabilecek iletişim aksaklıklarını ortadan kaldırdığını belirtiyor.
 
Koronavirüs salgını iyi planlanmış, ulaşılabilir ve hızlı sonuç alınabilen bir sağlık sisteminin toplum açısından önemini tüm dünyaya gösterdi. “KiwiMedi” tedavi arama platformu, salgının etkileri sağlık sistemlerini tehdit etmeyi sürdürürken, kullanıcılarına tüm dünyada güvenilir, etkili ve hızlı modern sağlık turizmi hizmeti sunmak için çalışmalarını sürdürüyor. Projenin Türkiye direktörü Metin Şeref, modern sağlık turizmi olgusunu benimsediklerini belirterek, “2021 yılı başında Türkiye faaliyetlerini resmi olarak başlatma kararı aldık. Türkiye’nin sağlık turizmi potansiyeli yüksek ülkelerden biri olduğunu biliyoruz. Hali hazırda Avrupa, Yakındoğu, Asya, Amerika ve Afrika coğrafyasında olmak üzere dünya genelinde 46 ülkede güvenilir 372 hastane ve klinik ile binlerce uzman doktorla çalışıyoruz. “KiwiMedi” ile hastaların tıbbi görüşlerini kolayca alıyor, yurtdışında uygun fiyatlı, yüksek kaliteli tıbbi tedavi zamanını planlanıyor ve sağlık sorunlarına çare bulunması için çalışıyoruz” diye konuşuyor. Platformla ilgili detaylı bilgiler paylaşan Metin Şeref şunları söylüyor:
 
“KOMİSYON ORTADAN KALKIYOR”
 
 İş modelimizle, hastane ve klinik sağlık sunucuları ile hastalarla direk iletişim sağlanıyor. Yerel aracı kuruluşlar da etkin bir şekilde yararlananabiliyor. Yenilikçi sağlık turizmi yaklaşımı ile hasta durum değerlendirme ve fiyatlama konusundaki iletişim aksaklıkları ortadan kalkıyor. Hastanelerin hasta üzerinden ödedikleri komisyon da ortadan kalkıyor. Ödeme ve fiyatlandırma sağlık hizmeti alan ile hizmeti sunan arasında herhangi bir aracı ve komisyon ödemesi yapılmıyor. 

“46 ÜLKEDEN 372 SAĞLIK KURULUŞU SİSTEMDE AKTİF”
 
Hali hazırda 372 civarı 46 ayrı ülkeden sağlık kuruluşu sistemde aktif. Aylık 500 bin trafik ve etkileşim hedefi olan dijital portalde yer alan sağlık sunucularımıza sıralamada zamanla üst sıralara çıkartarak, sistemdeki hastane ve kliniklerin aramalarda eşit görünmesini sağlıyoruz. Hastalar, hastane hakkında tanıtım, makale, yorumlara, videolara ve genel bilgilere çok daha rahat ulaşabiliyor. Sağlık kurumlarının bu sayede küresel pazarda tanıtımı en iyi şekilde yapılırken, bilinirlikleri ve marka değerleri de artıyor. Ayrıca döviz kazandırıcı hizmet kapsamında değerlendirilen bu çalışmalar devlet teşviki kapsamındadır.
 
“360 DERECE İLETİŞİM MANTIĞI”
 
Kiwimedi.com tedavi arama portali aynı zamanda çok güçlü bir reklam mecrası. Çeşitli dijital, yazılı veya görsel reklam mecraları da 360 derece iletişim mantığıyla kullanılıyor. Anlaşmalı olduğu “Google News- Newswire Accesswire-AP” gibi alanları etkin bir şekilde kullanarak, makale ve tanıtım metni yayınlanması gibi çalışmalarla, platformda yer alan sağlık sunucularının (Hastane, klinik, doktor, rehabilitasyon merkezi, sağlık oteli, sağlık turizmi aracı kuruluşu vb.) başta Avrupa olmak üzere uluslararası platformda tanıtımını artırırken, SEO desteği de sağlıyoruz. Platformunuz sağlığını geliştirmek ve iyileştirmek isteyenler ile tedavi olanağı sunan ve sağlığı geliştirmeye yardımcı olan merkezleri global bir ağda buluşturuyor. Dünyanın her tarafında sağlığını arayan, sağlığını geliştirmek isteyen insanlarla sürekli etkileşim halindeyiz.
 
'Kiwimedi.com' ile salgın döneminde bir tıkla dünya çapında sağlık hizmeti
KiwiMedi Türkiye Direktörü Metin Şeref



“EN İYİLER LİSTELENİYOR”

Peki, uygulama nasıl çalışıyor. Uygulama en iyi sertifikalı ve teknolojik açıdan en iyi hastaneler klinikler ile doktorları listeliyor. Kullanıcılarının tedavisi için en uygun sağlık kuruluşu ve doktoru bulmalarına yardımcı oluyor. Daha önce Kiwimedi platformunu kullanan kişilerin, hastaneler, klinikler, doktorlar ve diğer sağlık sunucuları hakkındaki  kullanıcı yorumlarını ve değerlendirmelerini, puanlamalarını görülebiliyor. Sağlığını geliştirmek ve iyileştirmek isteyenler ile tedavi olanağı sunan ve sağlığı geliştirmeye yardımcı olan merkezleri global bir ağda buluşturuyor. Kullanıcılarına kaliteli bakım, alternatifli, güvenli, daha kısa bekleme süreleri olan, ekonomik seçenekler sunuyor. Böylelikle kullanıcıların tüm dünya çapında sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırıyor ve geliştiriyor. 

*Kafe Medya ile tanıtım için tıklayın!

Doğru sutyen seçiminin önemi

Kusursuz görünmek istiyorsanız doğru sutyen seçimi yapmalısınız.

Yanlış sutyen seçimi genel görünümünüzü bozabilir. Giyeceğiniz Kıyafetin duruşunu tamamen değiştiren sutyenler, kadınların en çok hata yaptığı parçalar arasında. Seçiminizi doğru yapmak için bu konuya mutlaka kulak verin…

Sütyen'de dantel her zaman seksi

Hafif frikik çok seksi oluyor ama ayarını çok iyi bilmek gerek. Dantel sutyenlerin çok seksi olduğunu da söyleyelim.

Ten rengi mutlaka olmalı

Her kadının gardrobunda ten rengi sutyen mutlaka olmalı. Açık renk gömleklerin içine ten rengi sutyen giyilmeli…

Çok amaçlı, en kullanışlı

Çapraz askılı, tek askılı, boyundan askılı ve askısız çok amaçlı kullanılabilen sutyenler kullanım açısından çok rahatlar. Yoğun is temposu olan kadınlar, bu çok amaçlı sutyenler tam size göre.

Doğal görünüm idealdir

Tişört ve bisiklet yaka bluzlarla göğsünüzü saran, doğal sutyen modelleri İdealdir. Bu modeller göğsünüzü doğal gösterir ve ayrıca çok kullanışlı ve rahat olurlar.

Derin dekolte için

Önü açık, V yaka bluzlarla, ortası U şeklini andıran, V yaka bluzlar için üretilmiş sutyenleri tercih edebilirsiniz. Bu sutyenlerin ön orta kısmı aşağıda biter, böylece göğsünüzün ortasından sutyeniniz gözükmez.

Sutyen seçiminin öneminin maalesef farkında değiliz. Sağlık açısından olduğu kadar giydiğimiz kıyafetin görünümünü de tamamen değiştirebilen sutyenler, kadınların en çok hata yaptığı parçalar arasında. Yanlış sutyen seçimiyle özenle seçtiğiniz kıyafetiniz bir anda mahvolabiliyor. Kadınların yanlış sutyen seçimlerinin başında, sutyen ölçülerini bilmemeleri yatıyor. Aynı zamanda göğüs ölçülerimiz de diğer vücut ölçülerimiz gibi zamanla değişebiliyor. Bu yüzden senede bir göğüs ölçüsünü tekrar almalısınız.

Yanlış sutyen mi?


Sutyeninizin yanlış ölçüde olup olmadığını anlamak çok kolay. Eğer…

• Göğsünüz sutyeninizden taşıyorsa
• Eğildiğinizde fışkırıyorsa
• Sutyenin arkası yukarı çıkıyorsa
• Çamaşırın ön ve arka kısmı aynı hizada, düzgün durmuyorsa
• Askılar omzunuzu çok sıkıyorsa
• Göğüs kafesinize baskı yapıyorsa
• Potluk yapıyorsa
• Ellerinizi kaldırdığınızda sutyen de yukarı doğru kayıyorsa...

Bunlardan biri bile yanlış sutyen seçiminde bulunduğunuzun göstergesidir.

Denemeden sakın almayın


• Sutyen alırken mutlaka denemelisiniz, çünkü sutyen kalıpları çeşitlidir, bazıları dar kalıplı veya geniş çatılı olabilir.
• Giymeyi düşündüğünüz kıyafete uygun sutyen seçin ve sutyeninizle kıyafetiniz arasındaki dengeyi iyi kurun.
• Sutyen seçimi yaparken göğsün şekli, büyüklüğü, küçüklüğü kadar, boyun çizgisinin ne kadar yukarda veya aşağıda bittiği de önemlidir.
• Sutyen alırken kaliteli kumaşları tercih edin, çünkü iç çamaşırlarımız sık yıkandığı için çabuk yıpranabilir.

Seksi gösteren Balconette

Balconette tarzı sutyenler göğüs çizgisini yukarda gösterdiği için her kıyafete uygun ve göğsü çok güzel gösterir. Geniş yaka bluzlar ve elbiseler için balconette tarzı sutyenler güzel bir tercih olabilir, bu sutyenler size hoş bir siluet kazandırır.

Küçük göğüs için dolgulu

'Push up' denilen içten dolgulu sutyenler, özellikle gece kıyafetleriyle çok hoş görünürler. Kıyafetinize uygunsa ve göğüslerinizin daha dolgun ve kalkık görünmesini istiyorsanız, push up sutyenleri mutlaka deneyin. Küçük göğüslüler için dolgulu sutyenler doğru seçimdir.

*Kafe Medya ile tanıtım için tıklayın!

Bahar alerjisi olan açık havada spor yapmasın

Bahar aylarının gelişini hepimiz dört gözle beklesek de kimilerimiz için bu aylar sıkıntılı geçebiliyor. Bahar aylarıyla birlikte başlayan polen alerjileri; gözlerde yanma ve yaşarma, burun akıntısı, hapşırık, geçmeyen öksürük, kaşıntı, ciltte kızarıklıklar ve nefes almada güçlük ile kendini hissettiriyor. 

Batıgöz Balçova Cerrahi Tıp Merkezi'nden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Sedat Bayrakçı, öncelikle mevsimsel alerjik rinit tanısı konulmuş kişinin, kendini dış etmenlerden olabildiğince izole ederek koruması gerektiğini, bunun için bulunulan ortamlarda camların açılmaması (ev ve araç camları), klima filtrelerinin sıklıkla temizlenmesi gerektiğine dikkat çekti. Dışarı çıkmak zorunda olan hastaların ise maske ve güneş gözlüğü kullanarak, sık sık yüzlerini yıkayıp burunlarını temizleyerek de tedbirli olabileceğini vurguladı.

Batıgöz Balçova Cerrahi Tıp Merkezi'nden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Sedat Bayrakçı, alerjik rinit ile ilgili merak edilenleri yanıtladı…

ÇOCUKLARDA DA GÖRÜLÜYOR

Bahar alerjisi kimlerde görülür?

Bahar alerjisi; 4-40 yaş arası çocuk, erişkin, kadın, erkek herkeste görülebilen bir rahatsızlıktır. Dünya genelinde de görülme sıklığı oldukça fazladır. Ailesinde astım ve alerjik rinit olan kişiler bu rahatsızlığa daha yatkın olmakla birlikte çevresel faktörler de hastalığın görülmesinde etkilidir.

Alerjik rinitin belirtileri nelerdir?

Alerjik rinitin ölümcül bir hastalık olmadığını ama hastanın yaşam kalitesini olumsuz etkileyen ve performansını düşüren bir rahatsızlık olduğunu belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Sedat Bayrakçı, "Hapşırma ve öksürme atakları, burunda ve genizde kaşıntı ve yutkunma güçlüğü, horlama, burun, geniz ve göz akıntıları, uykusuzluk; alerjik rinitin belirtilerinden bazılarıdır. Yaşanılan coğrafyaya göre polenlenme süresi değişeceğinden hastanın rahatsız olduğu sürenin uzunluğu da değişecektir. Bu uzayan süre ile birlikte rahatsızlık; sinüzit, astım ve kulak iltihaplanmasına kadar gidebilmektedir" dedi.

PARFÜM VE BOYA KOKUSU OLUMSUZ ETKİLER

Alerjik rinite karşı ne yapılmalı, nasıl önlem alınmalıdır?

Polenlerin uçuşma zamanı sabah saatlerinde daha yoğun olduğu için evi havalandırma ve dışarıda yapılması gereken işlerin öğleden sonra planlanması daha uygun olur. Ayrıca yaz aylarının yaklaşmasıyla birlikte güzel havaları fırsat bilen kişilerin açık havada spor yapma istekleri de artıyor. Ancak bahar alerjisi olan kişilerin kesinlikle bundan kaçınması gerekiyor. Sigara dumanı da bu hastaları olumsuz etkileyeceğinden, kullanmak bir yana mümkünse böyle ortamlardan mümkün olduğunca uzaklaşılmalı. Parfüm, boya ve deterjan kokusunun yoğun olduğu ortamlar, hastayı olumsuz etkileyeceğinden uzak durulmalı. Dışardan eve gelindikten sonra da kıyafetlerin tümü yıkanmalı ve hasta da duş alarak polenlerden tamamen arınmalıdır.

Alerji testi nasıl yapılır?

Alerji testleri iki farklı şekilde uygulanır: Kan alınarak ya da cilt üzerinden. Her iki test uygulamasında da sonuçlara en kısa sürede ulaşılarak tedaviye başlanır.

SİGARA VE ALKOLDEN UZAK DURULMALI

Tedavisi mümkün müdür?

Tedavisi kişinin alerjisine göre planlanır ve kişiye özgüdür. Tedavisi sabır gerektiren ve belli bir süre hekim ziyaretlerinin düzenli devam edilmesi gereken bir rahatsızlıktır. Tedavinin en önemli etabı alerjenlerden, bahsedilen tedbirler ile korunmaktır. Sonrasında ise burundan kullanılan kortizonlu spreyler ve anti-alerjik ilaçlar gelir. Bağışıklık sistemiyle doğrudan bağlantılı olan bu hastalıkta; dengeli beslenmeli, düzenli uyumalı, A, B, C ve E vitamininden zengin beslenmeli, bol su tüketilmeli ve sigara ile alkolden uzak durulmalıdır. Bunların yeterli olmadığı hastalarda ise immünoterapi yani aşı tedavisi uygulanır. 5 yaş üstü hastalarda, ilaçların yan yetkisinden şikayetçiyse ve en az iki mevsim ve 6 ay boyunca alerji bulguları devam ediyorsa bu tedavi uygulanabilir.

*Kafe Medya ile tanıtım için tıklayın!

Emzirme hakkında en çok merak edilen 10 soru

Doğum sonrası anne ve bebek için en önemli süreç emzirme ile başlıyor. Emzirme hem anne hem bebek için çok önemli ancak biraz sabır biraz da özen istiyor. 

Emzirmeye doğumdan sonraki ilk yarım saat içinde mümkünse başlamak gerekiyor. Ayrıca doğru emzirme pozisyonlarını bilmek, emzirme sıklığını iyi planlamak ve dengeli beslenmek önem taşıyor. Memorial Şişli Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü'nden Uz. Dr. Seda Günhar, "1-7 Ekim Dünya Emzirme Haftası" kapsamında emzirmenin önemi hakkında bilgi verdi.

1. Emzirmenin faydaları nelerdir?

Emzirme, anne ile bebek arasında kuvvetli bir bağın kurulmasında en etkili yoldur. Anneleri, meme kanserinden korurken ileri dönemde de kanser riskinin ciddi anlamda azalmasını sağlar. Prolaktin yani süt hormonlarının gebelik bitiminden emzirme bitimine kadar doğum kontrolü sağladığı da bilinmektedir. Anne sütü, bebekleri de kanser, diyabet, obezite, alerji ve bağırsak hastalıklarına karşı korur. Üstelik bebeğin ilk aşısı annesinden emdiği kolostrum adı da verilen ilk ağız sütüdür. Sarımtırak bir rengi olan bu ilk sütün içerisinde bebeğin bağışıklık sistemini güçlendiren faydalı biyolojik aktif maddeler vardır.

2. Anne bebeğini nasıl emzirmelidir?

Doğru emzirme pozisyonunun bilinmesi, anneye büyük avantaj sağlar. Bebeğin doğru tutulmaması ve meme başını iyi bir şekilde kavrayamaması sonucu oluşan meme başı çatlağı, annenin emzirme esnasında hayli canının yanmasına ve emzirmeden soğumasına neden olabilir. Bu nedenle gebeliğin son günleri emzirmeyle ilgili eğitim alınmalıdır.

3. Emzirme ne zaman başlamalıdır?

Emzirme performansının iyi olması ve sütün gelmesi için doğumdan sonra ilk yarım saat içerisinde emzirme başlamalıdır. Doğum sezaryenle olmuş bile olsa ilk yarım saat içerisinde emzirmek gerekir. Normal doğumlarda bebek doğar doğmaz annenin göğsüne konulduğunda sütün daha erken geldiğini ortaya koyan araştırmalar vardır.

4. Emzirme sıklığı nasıl olmalıdır?

Anneler sık sık bebeğini emzirmelidir. Özellikle sezaryen ile doğum yapan yeni anneler sütün daha hızlı gelmesi için 2 saatte bir emzirmelidir. Süt performansı oluşup, gelmeye başladıktan sonra fizyolojik beslenme süresi 3 saatte bir olmalıdır. Bebekler büyüdükçe bu süre değişebilir ancak burada belirleyici olan bebektir. Bazı bebekler sık sık, bazı bebekler de uzun aralıklarla emmeyi tercih ederler. İdeal olan 3 saatte bir 15-20 dakika aktif beslenmedir. Bu şekilde bebek daha sağlıklı bir uyku, dışkılama ve beslenme düzenine kavuşur. Geceleri 4-5 saat uyuyan bebeklerin uykusu bölünmemeli ve eğer uyuyorsa 5 saat uyumasına izin verilmelidir.

5. Memeler kaç saatte bir süt ile dolar?

Memelerdeki süt oluşumu emzirme aralığı ve süresi ile ilgilidir. 3 saatte 20 dakika süreyle beslenen bir bebek, memeyi boşaltır ve diğer 3 saat içerisinde meme yeniden süt dolar. İş hayatına başlayan anneler 3 saatte bir süt sağmalıdır. Aylar ilerledikçe 4 saatte bir de olabilir. Sağılması fizyolojik düzenin devamı için önemlidir.

6. Anne sütünü artıran bir beslenme modeli var mı?

Emzirme döneminde anne aç kalmamalı ve metabolizması duraklamamalıdır. Anne emzirme süreci içerisinde 3 ana öğün 3 ara öğünle beslenmelidir. Ara öğünler veya ana öğünler atlandığı zaman metabolizma yavaşlar ve süt üretimi azalır. Endüstriyel ürünler ve şekerli besinler çok fazla tüketilmemelidir. Protein, sebze, meyve, tahıl ağırlıklı beslenme modeli benimsenmelidir. Yumurta, peynir, yoğurt, et, balık, köy tavuğu fizyolojik beslenmeyi sağlayan tüm gıdalar sütün yapımında önemli rol oynar. Bulgur, buğday ve yulaf gibi tahıllar da beslenmede yer almalıdır. Ceviz, badem, fındık gibi çiğ kuru yemişler ve kuru meyveler ara öğünde tüketilebilir. Süt artışının çok yemek yiyerek değil, sağlıklı ve düzenli beslenerek olduğu unutulmamalıdır.

7. Emzirme ne kadar sürmelidir?

Bebeğin kilo alımı ve sağlık durumu göz önünde bulundurularak doktor tarafından aksi söylenmediği sürece bebek ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenmelidir. 6. aydan itibaren tamamlayıcı beslenme alıştırmaları başlar. Ek gıdaya geçiş ve bebeğin beslenme programını doktorunuzla birlikte oluşturabilirsiniz. Bebek, 2 yaşa kadar anne sütü ile beslenmeye devam etmelidir.

8. Emziren annelerin sık yaşadığı problemlerden mastit nasıl önlenir?

Mastit, emziren annelerin en sık yaşadığı sağlık problemlerinden biridir. Bu duruma genellikle meme çatlağında oluşan iltihap yol açar. Önlem olarak doğru emzirme pozisyonunun bilinmesi ve uygulanması gerekir. Meme bakımı yaparken çok yağlı kremlerden mümkün olduğu kadar kaçınmak ve meme başına anne sütü sürmek büyük önem taşır. Meme başının pedlerle hava almayacak şekilde sürekli kapatılması yara iyileşmesini geciktirir. Bunun için göğüs kalkanlarını kullanmak çok daha kısa sürede iyileşme sağlayacaktır. Aşırı sıcak su ile duş alınmamalı ve mümkün olduğunca duşta memeye masaj yapılmalıdır.

9. Emzirme öncesi ve sonrası meme temizliği nasıl yapılmalıdır?

Emzirmenin temel kurullarından biri de memenin temiz tutulmasıdır. Meme başı çok sık temizlenmemelidir. Özellikle karbonatlı sularla ya da başka dezenfektanlarla temizlenmesinden kaçınılmalıdır. Sadece normal duş ve vücut sabunuyla günde bir kez temizlenmesi yeterli olacaktır.

10. Anne sütü az olan kişilerde mama dengesi nasıl kurulmalıdır?

Bir anne, anne sütünün artması ile ilgili umudunu hiçbir zaman yitirmemelidir. Bebeğin genel durumunun iyi olması için anne sütünün yeterli olmaması durumunda emzirme sonrası mama verilmelidir. 3 saatte bir memeyi tutturmak çok önemli. 15-20 dakika memede bebeği tutmak ve ardından yetmediği durumlarda mama takviyesi yapmak gereklidir. Doğumdan sonraki ilk haftada biberon kullanımından kaçınılmalıdır. Biberonu alan bebek, memeyi almakta zorlanabilir.

*Kafe Medya ile tanıtım için tıklayın!

Deniz Miyas'ın kariyeri!

Deniz Miyas'in kariyeri!

Yükselen yıldız: Deniz Miyas

Deniz Miyas kimdir? Deniz Miyas’ın Kariyeri! Deniz Miyas Hakkında! Gibi birçok başlığı bu yazımızda ele alacağız. Gelin lafı fazla uzatmadan yazımızda geçelim.

Deniz Miyas’ın Kariyeri! 

Gün geçtikçe adından sıkça söz ettiren hatta yeni yıldız diye anılan Deniz Miyas hakkında  birçok kişi çok az şey bilmekte. Aslında onun bu başarısı şans eseri bir anda ortaya çıkma İş aksine bu uğurda büyük fedakarlıklar vererek bu başarıya ulaşan ünlülerden biri. Yukarıda da sizlere dediğim gibi Deniz Miyas hakkında bugün sizlere birçok bilgi vereceğim. Gelin hemen başlayalım.

Yaklaşık 3 yıl boyunca profesyonel mankenlik yapan Deniz Miyas uzun süredir birçok marka ile iş birliği de yapmış. Hatta geçtiğimiz yıllara dünyaca ünlü marka Prada ile anlaşma yapmış ve çekimlerinde boy göstermiş. Yükselen bir yıldız demiştik kendisine İnstagram’da yaklaşık 500 bin takipçisi bulunan Deniz Miyas zirveye giden yolu hızlı adımlar ile tırmanmakta. Özellikle mankenlik işini icra etmek diğer çekim işlerine nazaran daha fazla tecrübe ve profesyonellik istemekte. Bildiğiniz gibi anlık pozlar ve uzun saatler çekimleri süren işlerde deneyimin farkını hemen anlamaktayız.

Deniz Miyas’ın gittikçe ünlendiğini söylemiştik. Gerek sosyal medya gerekse marka iş birlikleri ile zirveye doğru hızlıca çıkan Deniz Miyas verdiği bir konuşma da kendisine Avrupa ve Asya da bulunan birçok ajansdan dizi ve film teklifleri geldiğini söylemekte. Ama kendisi Türkiye’de çalışmak istediğini de ayriyeten belirtmekte.

Deniz Miyas’ın bu derece ünlülüğe gelmesini şans eseri olmadığına söylemiştik. Miyas kendisinin bu evreye gelmesini asla pes etmemek olduğunun altını çizmekte. 3 yıl boyunca hem kariyer anlamında kendini geliştirmiş hem de kişisel anlamada geliştirmiş. Kariyerinden yeteri kadar bahsettiysek biraz da onun kişisel yaşantısından bahsetmekte fayda var.

Deniz Miyas her ne kadar ışıltığı görünse dahi mütevazılığı ve konuşması da bir hayli iyi. Uzun yıllar yurt dışında yaşamış olsa da Miyas’ın özellikle Türkçesi oldukça iyi derecede. Birazcık bozukluk var ama o da bize şu sözü hatırlatıyor. “Her güzelin kusuru vardır.” Ama siz buna kusur dermisiniz o ayrı. Miyas fiziği ile ayriyeten ön plana da çıkmakta.


Deniz Miyas'in kariyeri!


*Kafe Medya ile tanıtım için tıklayın!

Botoks mu yaptırmalı, dolgu mu?

Dünyada her yıl milyonlarca insan botoks ve deri altı dolgusu yaptırıyor. Peki bu iki kozmetik tedavi arasındaki fark nedir?

Estetik Cerrah Op. Dr. Alper Mete Uğurlu, botoks ve deri altı dolgusu hakkında şu bilgileri verdi:

BOTOKS NEDİR?

"Botoks kasları donduran, saflaştırılmış bakteri içerir. Bu şekilde botoks yüzdeki mimiklerin neden olduğu çizgi ve kırışıkların görünürlüğünü azaltmaya yardımcı olur. Göz çevresindeki kaz ayakları ya da alındaki yatay çizgiler gibi hareketli kırışıklıkları düzeltmek için de botoks etkilidir.

Botoks, bir bakteriden alınan botulinum toksinin saflaştırılmış halidir. Çok yüksek miktarlarda zehirli olmasına rağmen, bir uzmanın az ve düzenlenmiş miktarda uygulaması ile kırışıkları düzeltmek için zararsız bir çözüme dönüşür.

Botoks, enjekte edildiği yerde sinir uyarılarını engelleyerek çalışır. Sinir uyarıları kesildiğinde etkilenen kas geçici olarak donar. Yüzün seçili bölgesindeki hareketsizlik keskin kırışıklıkların yumuşamasını, azalmasını hatta ortadan kalkmasını sağlar.

Botoks 3 – 4 ay boyunca etkilidir.

BOTOKS NELERİ DÜZELTİR?

Botoks yalnızca kas hareketlerinin yol açtığı kırışıklarda işe yarar. Bunlar hareketli kırışıklık olarak bilinir ve genellikle "mimik çizgileri" diye adlandırılır.

Botoks uygulanan en yaygın hareketli kırışıklıklar yüzün üst kısmında iki kaşın arasındaki "11" şeklinde çizgiler, alındaki yatay çizgiler ve göz etrafındaki kaz ayaklarıdır. Bu çizgiler zaman içerisinde gülümseme, kaş çatma, yan bakma ve diğer yüz ifadeleri sonucunda oluşur.

Botoks yüzdeki sarkma ya da tombulluğun azalması nedeniyle ortaya çıkan çizgi ve kırışıklarda işe yaramaz. Bunlar durağan çizgiler olarak bilinir. Durağan çizgiler yanak, boyun ve çene altında bulunur.

DERİ ALTI DOLGUSU NEDİR?

Deri altı dolgusu yaşa bağlı olarak incelen bölgelerde dolgunluk sağlayacak maddelerden oluşur. Bu incelme genellikle yanaklar, dudaklar ve ağız çevresinde görülür.

Deri altı dolgusu kimi zaman yumuşak doku dolgusu olarak da adlandırılır ve hacim ve dolgunluk vermek amacıyla deri yüzeyi altına enjekte edilmek amacıyla geliştirilmiş bir üründür.

Uygulama süresi ve yapılan işlemin kalıcılık süresi değişmekle birlikte bazı dolgular 6 ay dayanırken, bazıları 2 yıla kadar kullanılmaktadır.

Kişiler kendi bireysel ihtiyaçlarını ve beklentilerini doktorları ile ele alıp hangi dolgunun kendileri için en iyi seçenek olduğuna karar vermelidirler.

DERİ ALTI DOLGUSU, HANGİ DURUMLARDA UYGULANIR?

Yaşlanmanın farklı izlerini düzeltmek için farklı türde deri altı dolguları geliştirilmiştir. Seçilen dolgu türüne göre;

İncelen dudakları dolgunlaştırmak,

Yüzdeki çukurlaşmaları düzeltmek ya da doldurmak,

Alt göz kapağında ortaya çıkan gölge ya da kırışıkları azaltmak, ortadan kaldırmak,

Yara izi çukurlarını doldurmak ya da yumuşatmak,

Yüzün alt bölümündeki durağan çizgileri doldurmak ya da yumuşatmak,

Durağan çizgiler ağız çevresi ve yanaktaki kırışıklıkları da kapsar. Bu kırışıklar deride kolajen eksikliği ve elastisite kaybı sonucunda ortaya çıkar.

HAMİLELERDE TAVSİYE EDİLMEZ

Hamile ve emziren kadınlarda botoks ve dolgu tavsiye edilmez. Belli sağlık sorunları olan ya da ilaç kullanan kişilerde botoks ya da dolgunun güvenli olduğu incelenmeden bu işlemler yapılmamalıdır.

UZMANLAR UYGULAMALI

İşlemler, plastik cerrah, sertifikalı dermatolog, kozmetik cerrah gibi nitelikli kişiler tarafından uygulanmalıdır.

*Kafe Medya ile tanıtım için tıklayın!